Uyku, insan ruhunun hislerini kainattan çekmesi, dış alemle irtibatını bir nevi askıya almasıdır. Nitekim, uyuyan bir kimsenin yanında konuşulsa hiçbir şey duymaz, çünkü işitme duygusu dış alemle ilgisini koparmıştır. Aynı adam, rüyasında konuşur ve işitir. Uyanma olayıyla hisler yeniden dış alemle ilgilerini kurarlar. Bu yönüyle uyku ölümün küçük kardeşidir. Ölüm, ruhun beden alakasını kesmesidir. Uyku esnasında ruh bedenden ayrılmaz. Ancak rüya vasıtasıyla gayp alemine karşı bir münasebet peyda eder. Bazen sadık rüya ile mazi ve müstakbeli hazır zaman gibi müşahede eder.

Arapça görmek anlamına gelen rü’yet kelimesinden türeyen rüya, uyku sırasında zihinde beliren görüntüler şeklinde tanımlanır. Rü’yet ile rüya arasındaki farkı ortaya koymak için birincisine, uyanıkken göz ile görmek; ikincisine ise uykuda kalple görmek şeklinde bir anlam verilmiştir. Türkçede rüya karşılığında düş kelimesi kullanılmakta ve “uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü” diye açıklanmaktadır. Genel kabule göre uykuda görülen rüya, bir şeyin gerçeği veya kendisi değil o şeyin şekli, sûreti, hayali veya misalidir. Diğer bir ifade ile zihinde oluşan tahayyül ve tasavvurlardır. Bu tasavvur ve tahayyüllerin iyi ve güzel olanlarına rüya, kötü olanlarına ise hulm denilmektedir. Türkçede iyi rüyalar için düş, kötü rüyalar için kâbus veya karabasan kavramları tercih edilmektedir. Bununla birlikte rüya ve düş kavramları, uykuda meydana gelen hem olumlu hem de olumsuz hayal ve tasavvurlar için kullanılabilmektedir. Bu hâliyle rüya inkâr edilemez bir gerçekliktir ve her insan bu tecrübeyi bir şekilde yaşar.

Rüya, uyku hâlinde özellikle de uykunun hafif olduğu durumlarda insanın zihninde veya kalbinde bir belirti veya görüntü olarak ortaya çıkar. İnsan bu belirti veya görüntüleri sanki uyanıkken görüyormuş gibi hisseder, ancak uyandığında uykudaki bu görme açıklığı nispeten zayıflar, bulanık ve sönük bir hâl alır. Bunu lamba ışığı ile güneş ışığı arasındaki fark ile anlatmak daha bir açıklayıcı olur. Sözgelimi gece vakti lamba ışığı büyük bir aydınlık sağlar, ancak gündüz olduğunda lambanın güneş ışığı karşısındaki durumu sönük ve cılızdır. İşte insanın gece rüyada görmesi ile gündüz görmesi veya rüyada zihninde beliren hayal ve tasavvurlar ile gündüz vakti göz ile görmesi arasındaki fark tam da bu örnekte anlatıldığı gibidir. Bu durumda rüyadaki idrakin zayıflığının, elde edilen bilginin değerine yansıması kaçınılmazdır. Çünkü güneş ışığının sağladığı idrak açıklığı ve parlaklığına karşın rüyada gecenin karanlığının yol açtığı idrak sönüklüğü ve kapalılığı söz konusudur.

Her insan her gece ortalama iki saatini rüya görerek geçirmektedir. Ancak rüyaların çoğunu çok çabuk unuturuz uyku sırasında canlı, çarpıcı, görsel ve işitsel yanılmalarla ortaya çıkan olgu düş olarak da bilinir. Çok sıradan ve gerçeğe yakın olabileceği gibi fantezilerle gerçeküstü de olabilir. Rüyalar insanın kendini bildiği çağlardan bu yana merak konusu olagelmiştir. Kökeni ve önemine ilişkin kavramlar ise yüzyıllar boyunca büyük ölçüde değişti. Uyanık geçen yaşamla rüyaların ayırt edilmesi konusu uzun süre tartışma konusu oldu. birçok kültürde ayrım net değil; rüyada yaşananların uyanıkken yaşananlar kadar gerçek olduğu varsayılır. Eskiçağlarda rüyaların geleceğe ilişkin kehanetler içerdiği düşünülmektedir. Eski mısırlıların da yaklaşık dört bin yıl önce rüya yorumlarını derlemişleridir. Bu metinlerde kehanet içeren rüyalardan söz edilmektedir. Eski yunanlılar da rüyaların kehanet gücüne inanırlardı. Bununla birlikte Aristotesles rüyaların görece bilimsel bir yaklaşımla ele alır, duyu izlenimlerinin ve coşkuların rolünü vurgular. Rüyaların anlam ve önemi konusunda en çok tartışılan ve bilinen görüş ise Sigmund Freud’un geliştirdiği “PSİKANALİZCİ” rüya kuramıdır. Freud’a göre, rüya da görülen olaylar, bilinç dışı arzuların örtülü olarak dışa vurumudur. Bunlar genellikle cinsellikle ilgili yasaklanmış dürtüleri simgeleyen bu arzularıdır. Bu arzular kişinin normal yaşamında bilincin dışında tutulur ve bastırılır. Uyku sırasında arzuları bastırmanın gücü azalmaktadır. Bastırmanın gücü azaldığında arzular serbestçe dışa vurulabilir. Rüya gören kişinin bilincine genellikle imgelere dönüşerek girmektedir. Bu dönüşümde uyku sırasında algılanan duyu uyaranlarından, önceden yaşanmış olaylardan ve derinde yerleşmiş anılardan etkilenmektedir. Bu nedenle psikanalizde rüyaların yorumlanarak bilinç dışının incelenmesine önem verilmektedir. Alfred Adler rüyaların geçmişten çok geleceğin planlanmasına yardımcı olma işlevini üstlendiğini ileri sürülmektedir. En kapsamlı araştırma yapan Carl Gustay Jung’a göre ise, rüyadaki imge ve simgeler tek başına incelendiğinde kişi için özel anlam taşıdığı, kişinin bunlara yansıttığı görünüşünü ileri sürmektedir.

RÜYA BİLİNÇALTI MIDIR?

Zihnimiz bir buzdağı gibidir. Bilinçli zihin buzdağının su üzerinde kalan küçük kısmıdır. Bilinçaltı ise suyun altında kalan dev büyüklükteki asıl bölümüdür. Uyanık olduğumuz zamanlarda bilinçli kısım faaliyettedir. Uykudayken ise bilinç dışı zihin ortaya çıkar ve bu sırada asıl bölüm etkin olmaktadır. Bilinçaltı sürekli faaliyettedir. Bilinçaltı hayatımızda bu şekilde, bu derece etkiliyken rüyalarımızı nasıl etkilediği konusu da oldukça tartışmalı bir konu olmuştur. Bilinçaltının rüyalarımızı etkilemesi ile ilgili genel olarak düşünülen bir kanıdır. Bilinçaltı biz farkında olmadan çalışan, biz uyku halindeyken vücut fonksiyonlarımızın çalışmasını sağlayan kısmımızdır. Bilinç perdesi tarafından gizlenmiş olan birçok şey, biz uyku halindeyken bağlarından kurtularak serbest kalır. Rüyalar benliğimizin veya evrenin henüz bilmediğimiz gizli gerçeklerinden bize doğru simgeler veya doğrudan görüntüler halinde gelir. Psikologlar kişi uyku halindeyken bilinçaltının mesajlarına daha kolay ulaşır. Bilinçaltı uyku sırasında kontrolümüzde değildir ve bazen kendi tamamıyla ortaya sürer.

İslâm’a göre ise rüya üç çeşittir

  1. Salih rüya,
  2. Şeytani rüya,
  3. İnsanın içinde yaşadığı olaylardan doğan rüya,

Salih rüya, vaki olacak olan şeyleri vukuundan evvel, fıtrî istidad ile idrak etmekten ibarettir.

Şeytanî rüya, şeytanın insanı korkutup üzüntüden üzüntüye sevk etmek için, uyku halinde insanın kalbine verdiği vesveseden ibarettir.

İnsanın içinde yaşadığı olaylardan doğan rüya ise; insan bir şeyle meşgul olup onunla fazlasıyla ilgilendiği için hakkında rüya görür.

Yûsuf sûresinde zikredilen Hz. Yusuf (as’ın rüyasıyla ilgili âyet ile yukarıda zikredilen hadisler bunu ifade ediyorlar. Rüyaların içinde hak rüyalar vardır. Ancak her rüya haktır ve her tabir de doğrudur denilmez. Rüyaya göre hareket ve rüyaya istinad etmek doğru değildir. 

Rüya ve İlham ile Amel Etmek
Rüyalar ve ilhamlar rabbani ve rahmani; şeytani ve nefsani olabilirler. Bu sebeple aralarını iyi belirlemek gerekir. İslam uleması bu konularda şu üç şartın yerine getirilmesi durumunda amel edilebileceğini, ama hiç kimseyi zorlamanın doğru olmadığını belirtirler:

  1. Görülen rüya veya ilham, dinimizin emirlerinden birini kaldırıcı veya yasaklarından birini de helal edici cinsten, yani dine aykırı ve sünnete zıt olmayacak.
  2. Rüya veya ilhama muhatap olan kişi güvenilir, herkesin itimat ettiği, Ebu Hanife, Şafii, İmamı Rabbani, İmamı Gazali gibi kişiler olmalıdır. Herkes o zatın yalan söylemeyeceğini ve dinin esaslarını hakkıyla bilen ve yaşayan birisi olduğunu kabul etmelidir.
  3. Rüya ve ilhamla elde edilen bilgiler, dinin bir emri gibi kabul edilmemeli; sadece tavsiye edilebilir. Rüyalar ve İlhamlar birer ikazdır, irşattır; bağlayıcı ve zorlayıcı olamaz. Bu rüya ve ilhama uyanlar ayıplanmayacağı gibi, uymayanlar da ayıplanmaz.
0 Yorum

Düşünceleriniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

İLETİŞİM

Şikayet, öneri, teklif ve sorularınızı buradan iletebilirsiniz.

Sending

©2019 MAGGOG MEDYA | Tüm hakları DMCA tarafından korunmaktadır.

veya

Log in with your credentials

veya    

Bilgilerinizi unuttunuz mu?

veya

Create Account