Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

Notice: WP_Scripts::localize hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/u6294730/public_html/wp-includes/functions.php on line 5313

1557 – Zeyd İbnu Eslem radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Dinini değiştirenin boynunu vurun.”
İmam Mâlik, bu hadisi Muvaffa’da Akdiye 15, (2, 736) kaydeder ve hadis hakkında şu açıklamayı sunar: “Bu hadisin mânası şudur: “Her kim İslâm’dan çıkarak zındıklık ve benzeri bir dine girecek olursa, kendisine galebe çalındığı takdirde öldürülür. Öyle birine tevbe teklif edilmez. Zîra gerçekten tevbe edip etmediği bilinemez. Çünkü bunlar galebeden önce küfürlerini gizleyip, Müslüman olduklarını ilan ediyorlardı. Ben, böylelerinin küfrü, delille sübut bulduğu takdirde tevbe etmeye çağırılmalarını uygun bulmam, tevbe etse de kabul edilmemeli.” Devamla der ki: “Bizim nezdimizde, esas olan şudur: “Bir kimse irtidad ederse tevbeye çağırılır, kendisine galebe çalınmazdan önce tevbe ederse hayatı bağışlanır, aksi takdirde öldürülür.”
İmam Mâlik devamla der ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Dinini terkedeni öldürün” hadisinin mânası: “Kim İslâm’dan çıkıp bir başka dine geçerse” demektir. “İslâm’dan başka bir dinden çıkarak bir diğer dine geçerse…” demek değildir. Sözgelimi Yahudiliği terkederek Hıristiyanlığa veya Mecusiliğe geçen kastedilmemiştir. Binaenaleyh ehl-i zimmeden herhangi biri böyle bir din değiştirmesi yapacak olsa ne tevbeye çağırılır, ne de öldürülür.”

1558 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Âbdullah İbnu Sa’d İbni Ebi s-Sarh Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’e kâtiplik yapıyordu. Şeytan ayağını kaydırdı; adam irtidâd ederek kâfırlere sığındı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Fetih günü, onun öldürülmesini emretti. Ancak, Hz. Osman radıyallahu anh onu himayesi altına aldı. Resûlullah da bu himayeyi tanıdı.”
Ebu Dâvud, Hudud 1, (4358); Nesâî, Tahrimu’d-Dem 15, (7,107).
Bu hadis Tefsir bölümünde, Nahl süresinin tefsiri sırasında Nesâî rivayeti olarak daha uzun bir hadiste geçmiştir.

1559 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına gelip:
Ey Allah’ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, çift-çubukla uğraşan köylüler değiliz” dediler. Bu sözleriyle, Medine’nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resûlullah, onlara hazineye ait develerin ve çobanın bulunduğu yeri tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm’dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’e ulaştı.
Resûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı, yakalanıp getirildiler. Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra’nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti.”
Buhârî, Muhâribin 16,17,18, Diyât 22, Vudü 66, Zekât 68, Cihâd 152, Megâzî 36, Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, (1671); Tirmizî, Tahâret 55, (72), Et’ime 38, (1846); Ebü Dâvud, Hudud 3, (4364-4371); Nesâî, Tahrimu’d-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mâce, Hudud 20, (2578).

1560 – Ebu’z-Zinad merhum anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm develerini çalanların el ve ayaklarını kestiği, gözlerini de ateşle oyduğu zaman, Allah zülcelal Hazretleri, Hz. Peygamber’i itab etti ve mesele üzerine şu âyeti inzal buyurdu: “Allah ve Resûlü’ne harp açanların cezası..:” (Maide 33).
Ebu Dâvud, Hudud 3, (4370); Nesâî, Tahrîmu’d-Dem 7, (7,100).

1561 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Hz. Ömer radıyallahu anh’i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:
“Allah Teâlâ Hazretleri Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’i hak din ile gönderdi ve O’na Kitab’ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: “Biz Kitabullah’da recm cezasını görmüyoruz deyip inkâra sapabilecek ve Allah’ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- süb–t bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah’da mevcut bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: “Ömer Allah Teâlâ’nın kitabına ilâvede bulundu” demeyecek olsalar, recm âyetini Kitabullah’a yazardım.”
Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu’l-Ensar 46, Megâzi 21, İ’tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, (, 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).

1562 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Allah-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’inde: “Kadınlarınızdan fuhşu irtikâb edenlere karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer şehâdet ederlerse onları ölüm alıp götürünceye, yahud Allah onlara bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde alıkoyun (insanlarla ihtilattan menedin)” buyurdu. (Nisa 15).
Cenab-ı Hakk, bu âyette (zinâ meselesinde) önce kadını zikrettikten sonra, erkeği kadınla birlikte ele alarak şöyle demiştir: “Sizlerden fuhşu irtikab edenlerin her ikisini de kınayarak eziyete koşun. Eğer tevbe edip nefislerini ıslah ederlerse artık onlara eziyetten vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden, en çok esirgeyendir” (Nisa 16). Cenab-ı Hakk bu âyeti, celde âyetiyle neshederek şöyle buyurdu: “Zinâ eden kadınla zinâ eden erkekten her birine yüzer deynek vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah’ın dinini tatbik hususunda, acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir zümre de bunların azabına bu cezalarına şahid olsun” (Nur 2). Sonra Nur sûresinde recm âyeti nâzil oldu. Önceki celdeyi emreden vahiy bekâr (zâni) içindi. Sonra recm âyeti tilâvetten kaldırıldı, ancak hükmü bâki kaldı.”
Ebu Dâvud, Hudud 23, (4413).
Bu rivayetin “…yüzer deynek vurun” ibaresine kadar olan kısım Ebu Dâvud’a aittir, mütebakisini Rezîn ilâve etmiştir.

1563 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Sa’d İbnu Ubâde radıyallahu anh: “Ey Allah’ın Resûlü, ne buyurursunuz, zevcemi bir erkekle yakalarsam dört şahid getirmek için bekleyecek miyim?” diye sordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“-Evet, bekleyeceksin!” dedi.
Müslim, Liân 14, (1498); Muvatta,Hudud 7, (2,823); Ebu Dâvud, Diyât 12, (4532, 4533).
Müslim ve Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde: “Bir adam, karısının yanında bir yabancı yakalasa onu öldürebilir mi ne dersiniz?” diye sorar. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Hayır!” deyince, Sa’d: “Bilakis evet! Seni hak dinle şereflendiren Allah’a yemin ederim, fırsatı yakalarsam ondan önce kılıncımı işletirim” der. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Efendinizin ne söylediğine bakın!” buyurur.

1564 – Ebu Hüreyre ve Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu anhümâ şunu anlattılar: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a muhsan olmayan câriye zinâ yaparsa ne gerekir? diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi:
“Câriye zinâ yaparsa ona celde uygulayın, yine zinâ yaparsa yine celde uygulayın, yine zinâ yaparsa yine celde uygulayın ve sonra onu kıldan mamul âdi bir ipe mukabil de olsa satın gitsin.”
Buhârî, Büyû 66,110,17; Müslim, Hudud 30, (1703);Muvatta, Hudud 14, (826); Tirmizî, Hudud 13, (1440);Ebu Dâvud, Hudud 33, (4469, 4470, 4471).
Bir rivayette: “Efendisi ona celde tatbik etsin, bir de ayıplamasın” denmiştir.

1565 – Ebu Abdirrahmân es-Sülemî radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Ali radıyallahu anh hutbede şöyle buyurdu: “Ey insanlar, kölelerinize ister muhsan olsunlar, ister olmasınlar haddleri tatbik edin. Zîra, Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’in bir cariyesi zinâ yapmıştı, ona celde tatbik etmemi emretti. Dövmek üzere yanına geldim. Yeni nifas olmuştu. Döversem öldürürüm diye korktum. Durumu Resûlullah’a arzettim. Bana: ” İyi yapmışsın, iyileşinceye kadar ona dokunma” dedi.”
Müslim, Hudud 34, (1075); Tirmizî, Hudud 13, (1441); Ebu Dâvud, Hudud 34, (4473).

1566 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hür kimseye terettüp eden haddin bölünebilen çeşidinin yarısını köleye hükmetti. Sözgelimi zinâ yapan bâkirenin haddi, iftira (gazf) haddi ve şürbü’l-hamr (içki) haddi böyledir. (Bunlar bölünebilen haddlerdir, köleye hep yarısı tatbik edilir).
Rezîn ilavesidir.

1567 – İbnu Ömer radıyallahu anhümâ Hazretlerinden rivayete göre: Câriyelerinden birine hadd tatbik etmiş, bu maksadla ayaklarına ve bacaklarına vurmaya başlamıştı. Bunu gören Sâlim rahimehullah kendisine:
“Sen niye böyle yapıyorsun? Cenab-ı Hakk’ın “Bunlara Allah’ın dinini tatbik hususunda acıyacağınız tutmasın..:” (Nur 2) sözü nerede kaldı?” der. Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhümâ de:
“- Beni ona şefkatli davranıyor mu buldun? Her halde Cenab-ı Hakk onu öldürmemi emretmedi” cevabını verir.
Rezîn ilavesidir.

1568 – Vâil İbnu Hucr İbni Rebîa radıyallahu anh anlatıyor; “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın sağlığında, namaz kılmak maksadıyla bir kadın evinden çıkmıştı. Yolda ona bir erkek rastladı. Kadına çullanıp ihtiyacını giderdi. Kadın bağırdı, adam ise sıvıştı gitti.
Çığlığı üzerine kadına bir erkek uğramıştı. Ona başından geçeni anlatıp, bir adam bana böyle böyle yaptı dedi. Sonra, bir grup muhacire rastladı, başından geçeni onlara da anlatıp: “Bir adam bana böyle yaptı!” dedi. Hep beraber yürüyüp, kadının kendisine tecavüz ettiği kimseyi yakalayıp kadına getirdiler. Kadın:
“Evet bu odur?” dedi. Sonra adamı Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’in yanına götürdüler. Resûlullah adamın recmedilmesini emrettiği sırada, kadına tecavüz etmiş olan kimse kalkıp:
“- Ey Allah’ın Resûlü, suçlu benim!” diye itirafta bulundu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kadına:
” Git. Allah günahlarını affetti” dedi. Zan altında kalmış olan kimseye de güzel sözler söyleyip gönlünü aldı. Mütecavizin recmedilmesini emretti ve recmedildi.
Sonra Resûlullah şunu söyledi:
” Bu adam öyle bir tevbe ile tevbe etti ki, böyle bir tevbeyi Medine ahalisi yapsaydı kabul edilirdi.”
Tirmizî, şu ziyadede bulunmuştur: “Vâil radıyallahu anh Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’in kadına mehir takdir edip etmediğini zikretmedi.”
Tirmizî, Hudud 22, (1452); Ebû Dâvud, Hudud 7, (4379).

1569 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Hz. Ömer’e, zinâ yapmış olan deli bir kadın getirildi. Recm edilip edilemeyeceği hususunda halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. Kadına Hz. Ali radıyallahu anh uğradı. Hazırlığı görünce:
“- Bunun hâli nedir?” diye sordu. Kendisine: “Falanca kabileden deli bir kadındır, zinâ yapmıştır. Hz. Ömer radıyallahu anh, recmedilmesine hükmetmiştir” dediler. Hz. Ali radıyallahu anh:
“- Kadını geri götürün!” dedi, sonra Hz. Ömer’e uğrayıp:
“- Ey mü’minlerin emîri! Bilirsin ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Kalem üç kişiden kaldırılmıştır artık onlar yaptıklarından sorumlu değildirler: Büluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan.” Bu bîçare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki aklî noksanlığı sırasında tecevüz etmiştir” dedi.
Ebu Davud Hudud 16. (4399.4400. 4401. 4402).

1570 – Habib İbnu Salim rahimehullah anlatıyor: “Abdurrahman İbnu Huneyn denen bir adam karısının câriyesine temasta bulundu. Hâdise, Küfe emîri Nu’man İbnu Beşir radıyallahu anh’e götürüldü.
“Ben, dedi, hakkınızda, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hükmüyle hükmedeceğim: Eğer zevcen, câriyeyi sana helâl ederse, yüz deynek yiyeceksin, helâl etmezse recmedileceksin..”
Sonra tahkik etti karısının câriyeyi adama helâl ettiğini görünce, emîr yüz deynek vurdu.”
Tirmizî, Hudud 21, (1451); Ebu Dâvud, Hudud 28, (4458, 4459); Nesâî, Nikâh 70, (6,124); İbnu Mlâce, Hudud 8, (2551).

1571 – Seleme İbnu Muhabbak radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hanımının câriyesine temas eden bir adam hakkında şöyle hükmetti: “Eğer, adam câriyeyi zorladı ise, câriye hürdür, adam, câriyenin efendisine yani karısına mislini borçlanmıştır. Câriye rıza göstermişse, câriye adamın olur, câriyenin efendisine, onun bir mislini borçlanır.”
Ebu Dâvud, Hudud 28, (4460, 4461); Nesâî, Nikâh 70, (1,124); İbnu Mâce, Hudud 8, (2553).

1572 – Berâ İbnu’l-Âzib radıyallahu anh anlatıyor: “Dayım Ebu Bürde İbnu Niyâr -beraberinde bir bayrak olduğu halde- bana uğradı. Kendisine nereye gideceğini sordum.
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bana babasının hanımıyla evlenen bir adamın kellesini getirmemi ve malına da el koymamı emretti, Ona gidiyorum” diye cevap verdi.
Tirmizî, Ahkâm 25, (1362); Ebu Dâvud, Hudud:27, (4456, 4457); Nesâî, Nikâh 58, (6,109-110); İbnu Mâce, Hudud 35, (2607).

1573 – Hz. İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle emretti: “Kim, nikâhı haram olan bir akrabasına cinsî temasta bulunursa -veya şöyle demişti; kim haram yakını ile evlenirse- onu öldürün.”

1574 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Bir adam, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ümmü veledine temas etmekle itham edilmişti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Hz. Ali radıyallahu anh’ye : “Git boynunu vur!” diye emretti. Hz. Ali, adama geldiği vakit, onu bir kuyunun içinde yıkanıp serinliyor buldu.
“Çık dışarı!” diyerek elinden tutup kuyunun dışına çıkardı. Hz. Ali, adamın mecbub (burulmuş) ve tenâsül organından mahrum olduğunu gördü. Artık ona dokunmayıp, durumu Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’e haber verdi. Resûlullah, onu, davranışı sebebiyle takdir etti.”
Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Şahid, gâibin görmediğini görür” buyurdu.
Müslim, Tevbe 59, (2771).

1575 – Sehl İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek ismini de verdiği bir kadınla zinâ yaptığını itiraf etti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kadına adam göndererek meseleyi sordurdu. Kadın, zinâ ettiğini inkâr etti. Bunun üzerine, adama hadd celdesi tatbik etti, kadına dokunmadı.”
Ebu Dâvud, Hudud 31, (4466).

1576 – İbnu Abbâs Hazretleri radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Bekr İbnu Leys kabilesinden bir adam, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek, bir kadınla itiraf ederek dört kere zinâ yaptığını söyledi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ona yüz sopa vurulmasına hükmetti. Zîra adam bekârdı. Sonra, kadın aleyhine beyyine sordu. Kadın:
“- Ey Allah’ın Resûlü! Vallahi yalan söylüyor” dedi. Bunun üzerine, Resûlullah, adamı iftira (kazf) haddine, yani seksen sopaya mahkûm etti.”
Ebu Dâvud, Hudud 31, (4467).

1577 – Hz. Büreyde radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm’a, Mâiz İbnu Mâlik el-Eslemî radıyallâhu anh gelerek:
“- Ey Allah’ın Resûlü, ben nefsime zulmettim, zinâ fazihasını işledim, beni temizlemeni istiyorum” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu reddetti geri çevirip meselenin üzerine gitmedi. Ancak Mâiz ertesi gün tekrar geldi. Yine:
“- Ey Allah’ın Resûlü, ben zinâ fazihasını irtikab ettim!” diye ikinci sefer itirafta bulundu. Adamı ikinci sefer geri çeviren Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm adamın kavmine birisini yollayarak:
“Onun aklında bir noksanlık biliyor musunuz, normal bulmadığınız bir davranışına rastladınız mı?”diye tahkik ettirdi. Ancak hep beraber:
“Biz onu gördüğümüz kadarıyla, aramızdaki sâlih kişilere denk akıl ve feraset sahibi biliyoruz” dediler. Mâiz üçüncü sefer müracaatta bulundu. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm onlara yine birini göndererek adam hakkında sordurdu. Yine ne kendinde, ne aklında bir kusur olmadığını söylediler.
Adam dördüncü sefer müracaat edince, ona bir çukur kazdırdı. Taşlanmasını emretti ve taşlandı.
Râvi der ki: Gâmidiye adında bir kadın da gelerek:
“Ey Allah’ın Resûlü, beni niye reddediyorsun. Görüyorum ki, beni de Mâiz gibi geri çevirmek istiyorsun. Allah’a kasem olsun ben hamileyim de!” dedi. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm:
“Öyle ise hayır. Sen git ve çocuğu doğurunca gel” dedi. Kadın gitti çocuğu doğurunca, bir beze sarılmış olarak çocukla geldi.
“İşte çocuk, doğurdum!” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Git, sütten kesinceye kadar emdir, sonra gel!” buyurdu. Kadın gitti, o çocuğu sütten kesince çocukla birlikte geldi. Çocuğun elinde bir ekmek parçası vardı.
“Ey Allah’ın Resûlü, işte çocuk, sütten kestim, yemek de yedi” dedi.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çocuğu alıp, Müslümanlardan birine teslim etti. Sonra bir çukur kazılmasını emir buyurdu. Göğsüne kadar derinlikte bir çukur kazıldı. Bundan sonra halka taşlamalarını emretti. Herkes taşladı. Hâlid İbnu Velid radıyallâhu anh elinde bir taş ilerledi, başına attı. Kan yüzüne fışkırmıştı, kadına küfretti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hâlid’in kadına küfrettiğini işitince:
“Ey Hâlid ağır ol!” dedi ve ilâve etti:
“Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e kasem olsun, bu kadın öyle bir tevbe yaptı ki, şâyet alış-verişte sahtekârlık yapanlar aynı tevbe ile tevbe yapsalardı, onların bile mağfiretine yeterdi!”
Sonra Resûlullah tekfın emretti. Kadının üzerine namaz kıldırdı ve defnedildi.”
Müslim, Hudud 22, (1695); Ebü Dâvud, Hudud 24, 25, (4434, 4441).

1578 – Hz. Câbir radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zinâ yapmış olan bir kimse için celde ile hadd tatbik edilmesini emretti. Sonra, onun muhsan olduğu bildirildi. Bu sefer recmedilmesini emretti ve recmedildi.”
Ebü Dâvud, Hudud 24, (4438, 4439).

1631 – Amr İbnu Şuayb babası vasıtasıyla dedesinden radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir kadın gelerek:
“Bu çocuğa karnım yuva, göğsüm içecek, kucağım da kundak olmuş iken, babası beni boşadı ve onu da benden koparıp almak istiyor!” diye şikâyet etti. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm:
“Sen evlenmedikçe, çocuğa ehaksın!” cevabını verdi.
Ebû Dâvud, Talâk 35, (2276).

1632 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm bir oğlan çocuğunu, baba veya annesini seçmede muhayyer bıraktı. Çocuk annesini seçti ve onun elinden tuttu. Annesi de çocuğu alıp götürdü.”
Tirmizî, Ahkâm 21, (1357); Ebu Dâvud, Talak 35, (2277); Nesâî, Talâk 52, (6, 185, 186); İbnu Mâce, Ahkâm 22, (2351). Yukarıdaki metin Tirmizî’nin metidir.

1633 – Hz. Ali radıyallâhu anh anlatıyor: “Zeyd İbnu Hârise Mekke’ye gitmişti. Uhud’da şehid düşen Hz. Hamza’nın kızına uğradı. Ca’fer radıyallâhu anh: “Kızı yanıma ben alacağım, ona ben ehakkım, o benim amcamın kızıdır ve üstelik yanımda teyzesi var, teyze anne gibidir” dedi. Hz. Ali radıyallâhu anh de: “Ona ben ehakkım. O amcamın kızıdır. Yanımda Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın kızı Fâtıma var. Fâtıma ona ehaktır” dedi. Zeyd İbnu Hârise radıyallâhu anh atılarak:
“Ona ben ehakkım, o erkek kardeşimin kızıdır, ben onun için yola çıktım ve yanına geldim” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, kızı Cafer radıyallâhu anh’in yanına almasına hükmetti ve: “Muhakkak ki, teyze annedir!” buyurdu.
Ebu Dâvud., Talâk 35, (2278-2280);.Buhârî, Sulh 6, Megâzi 43; Tirmizî, Bir 6.

1638 – Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs.”
(Buharî, Rikâk 5; Müslim, Zekât 115, (1047); Tirmizî, Zühd 28. (2340), : İbnu Mâce, Zühd 27, (4234).

1639 – Ka’b İbnu Mâlik radıyallâhu anh anlatıyor: “Resulûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir.”
Tirmizî, Zühd, 43, (2377).
Mânası şudur: Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesad ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi…

1640 – Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.”
Buhârî, Rikâk 10; Müslim, Rikak 116, (1048); Tirmizî, Zühd 27, (2338).

1641 – İbnu Mes’ud radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurdular. Biz: “Ey Allah’ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah’tan hayâ ediyoruz” dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı:
“Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur. ”
Tirmizî, Kıyâmet 25, (2460).

1642 – Ebû Saîdi’l-Hudrî radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çadırdaki bâkire kızdan daha çok hayâ sahibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlardık.”
Buhârî, Edeb 77, Menâkıb 23; Müslim, Fedâilu’n-Nebi 67, (2.320).

1643 – Zeyd İbnu Talha İbnu Rükâne radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı hayâdır.”
Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mâce, Zühd 17, (4181, 4182).

1644 – Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiği şeyi güzelleştirir.”
Tirmizî, Bir 47, (1975);İbnu Mâce, Zühd 17, (4185).

1677 – Hz. Câbir radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: “İnsanlar hayırda da şerde de Kureyş’e tâbidir.”
Müslim, İmâret 3, (1819).

1678 – Hz. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İnsanlar bu işte Kureyş’e tâbidirler. Müslümanları Müslüman olanlarına, kâfirleri kâfir olanlarına tâbidirler. İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyede hayırlı olanlar fıkhı öğrenirlerse İslam’da da hayırlıdırlar. Bu işe en çok nefret edenleri insanların en hayırlısı bulacaksın. Onlar rızaları hilâfına içine düşmedikçe buna tâlib olmazlar.”
Buhârî, Menâkıb 1; Müslim, İmâret 2, (1818).

1679 – İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bu iş (emîrlik) insanlardan iki kişi bâki kaldıkça Kureyş’te olmaya devam edecektir.”
Buhârî, Menâkıb 2, Ahkâm 2, Enbiya 1; Müslim, İmâret 4, (1820).

1680 – Sefine radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: “Hilâfet, ümmetim arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra saltanat gelecektir.” Said İbnu Cumhân dedi ki:
“Sonra ilâve etti: “Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’in hilâfetine Hz. Ömer’in hilâfetini, Hz.Osman’ın hilâfetine Hz. Ali’nin hilâfetini radıyallahu anhüm ecmain ekle parmaklarınla say bak!” dedi. Bunları sayınca hakikaten otuz yıl bulduk.”
Sefine’ye: “Emevîler, hilâfetin kendilerinde devam ettiğini zannederler” denmişti, şu cevabı verdi: “Benî’z-Zerkâ yalan söylüyor. Onlar krallardır, hem de en kötü krallar.”
Ebû Dâvud, Sünnet 9 (4648, 4647); Tirmizî,Fiten 48, (2227).

1681 – Hz. Câbir İbnu Semüre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bu din, hepsi Kureyş’ten gelecek olan on iki halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır. ”
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a soruldu:
“Sonra ne olacak?”
“Sonra herc (fitne ve kargaşa) gelecek!” diye cevap verdi.
Buharî, Ahkâm 51; Müslim, İmâret 5-9 (1821); Tirmizî, Fiten 46, (2224). Bu üç kitap, hadisin “Kureyş’ten” kelimesine kadar kısmını: “Ebû Dâvud da Medhi 1, (4279), 4280) tamamını tahric etmiştir.

1682 – Ebû Saîd radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İki halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin.”
Müslim, İmâret 61, (1852).

1683 – Arface İbnu Şureyh radıyallâhu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürüverin.”
Müslim, İmaret 60, ( 1852).

1684 – Ebû Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Benî İsrail’i peygamberler (aleyhimusselâm) idâre ediyorlardı. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ardımdan halifeler gelecek ve çok olacaklar. ”
Orada bulunanlar:
“Onlar hakkında bize ne emredersiniz?” diye sordular.
“Önceki biatınıza sadâkat gösterin. Onlara haklarını verin. Onlar üzerindeki haklarınızı eda etmedikleri takdirde, kendilerinden değil Allah’tan isteyin. Zîra Allah Teâlâ, idareleri altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır” buyurdu.
Buharî, Enbiyâ 50;Müslim, İmaret 44, (1842).

1685 – Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, İbnu Ümmi Mektum’u, iki defa kendi yerine Medine’de halef bıraktı.”
Ebû Dâvud, Harâc 3, (2931).

1686 – Ebû Bekre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’tan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak’ası sırasında Allah’ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki bir ara, neredeyse ashâb-ı Cemel’e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın, “İranlıların başına Kisrâc’nın kızı kraliçe oldu” diye haber geldiği zaman söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vazgeçtim. O zaman Efendimiz: “İşlerini kadına tevdi eden bir kavm felâh bulmayacaktır” demiş idi”.
Buhârî, Fiten 17, Megâzi 82; Tirmizî, Fiten 75, (2263); Nesâî, Kudât 8 (8, 227).
Tirmizî’de şu ziyade gelmiştir: “Hz. Aişe Basra’ya geldiği zaman bunu hatırladım. Bu söz sayesinde Allah beni muhâfaza etti”.

1687 – İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes’üldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes’üldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes’üldür.”
İbnu Ömer der ki: “Bunları Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’tan işitmiştim. Zannediyorum ki şöyle de demişti: “Kişi babasının malında çobandır, o da sürüsünden mes’üldür.”
Buhârî, Ahkâm 1, Cum’a 11, İstikrâz 20, Itk 17,19, Vesâya 9, Nikâh 81, 90; Müslim, İmâret 20, (1829); Tirmizî, Cihâd 27,1705; Ebû Dâvud, İmâret 1, (2928).

1688 – İbnu Meryem el-Ezdî radıyallâhu anh anlatıyor: “Hz. Muâviye radıyallâhu anh’nin yanına girmiştim. Bana:
“Ey Ebû fülân, seni hangi rüzgâr attı?” diyerek ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti. Ben de: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’tan işitmiş olduğum şu hadisi, size hatırlatmayı düşündüm” dedim: “Allah kime Müslümanların işlerinden birşeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur (giderirse), kıyâmet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur (giderir).”
Râvî der ki: “Bunun üzerine Hz. Muâviye radıyallâhu anh insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere bir adam tâyin etti.”
Tirmizi, Ahkâm 6, (1332,1333); Ebû Davud, Harâc 13, (2948).

1689 – Abdullah İbnu Amr İbni’l-As radıyallâhu anhümâ anlatıyor: “Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Adil olanlar, kıyamet günü, Allah’ın yanında, nurdan minberler üzerine Rahman’ın sağ cihetinde olmak üzere yerlerini alırlar. Allah’ın her iki eli de sağdır Onlar hükümlerinde, aileleri ile velâyeti altında bulunanlar hakkında hep adâleti gözetenlerdir.”
Müslim, İmâret 18, (1827); Nesâî, Âdâb 1, (8, 221).

1690 – Hasan el-Basrî, Ma’kıl İbnu Yesâr radıyallâhu anh’dan naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı işittim, demişti ki: “Allah bir kimseyi başkaları üzerine çoban yapmış, o da idaresi altındakilere hile yapmış olarak ölmüş ise, Allah ona cennetini kesinlikle haram eder.”
Buhârî, Ahkâm 8, Müslim, İman 227, (142); İmâret 21, (142).
Müslim’in Hasan Basrî’den kaydettiği diğer bir rivâyet şöyledir: “Aiz İbnu Amr radıyallâhu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Ashâb-ı Güzin’inden biri idi. Ubeydillah İbnu Ziyad’ın yanına girdi ve hemen ona: “Ey oğulcuğum, ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Çobanların en kötüsü hutame denen merhametsiz deve sürücüsüdür, sakın onlardan olma”dediğini işittim” dedi. Ubeydullah: “Otur, sen muhakkak ki Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabının kepeğindensin” deyince: “Onların kepeği var mıydı? Kepek onlardan sonra ve onların dışındakiler arasında zuhur etti” diye cevap verdi.”

1691 – Adiyy İbnu Amîre el-Kindî radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bir işe memur tayin ettiğimiz kimse, bizden bir iğne veya ondan daha küçük bir şeyi gizlemiş olsa, bu bir hiyanettir (gulûl), kıyamet günü onu getirecektir.”
Bunun üzerine, Ensar’dan bir zat kalkarak:
“Ey Allah’ın Resûlü! Vazifeyi benden geri al!” dedi. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm:
“Sana ne oldu?” diye sordu:
“Senin az önce şunu şunu söylediğini işittim ya!” deyince Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm:
“Ben onu şu anda tekrar ediyorum: “Kimi memur tayin edersek az veya çok ne varsa bize getirsin. Ondan kendisine ne verilirse alır, ne yasaklanırsa onu terkeder.”
Müslim, İmâret 30, (1833).

1692 – Ebû Said radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kıyamet günü, insanların Allah’a en sevgili ve mekân olarak en yakın olanı, âdil imamdır. Kıyamet günü, insanların Allah’a en menfuru O’ndan mekân olarak en uzak olanı da zâlim sultandır.”
Tirmizî, Ahkâm 4, (1329).

1693 – Mikdâm İbnu Ma’dikerib radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm omuzuma vurdu ve:
“Ey Kudeym (Mikdamcık)! Emîr, kâtip, ârif olmadan ölürsen kurtuluşa erdin demektir!” dedi.
Ebü Dâvud, Harâc 5, (2933).

1694 – Ebû Zerr radıyallâhu anh anlatıyor:
“Ey Allah’ın Resûlü! dedim, beni memur tayin etmez misin?”
Bu sözüm üzerine, elini omuzuma vurdu ve sonra da:
“Ey Ebû Zerr, sen zayıfsın, memurluk ise bir emanettir. Hakkını veremediğin takdirde kıyamet günü rüsvaylık ve pişmanlıktır. Ancak kim onu hakederek alır ve onun sebebiyle üzerine düşen vazifeleri eksiksiz edâ ederse o hâriç” buyurdu.
Müslim” İmâret 17, (1826); Ebü Dâvud, Vesâyâ 4, (2868); Nesâî, Vesâya 10, (6, 255).
Ebû Dâvud’un diğer bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: “Ey Ebû Zerr, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine âmir olma, yetim malına da velilik yapma.”
Yine Ebû Dâvud’un bir diğer rivâyeti (Harâc 5, (2934) şöyle: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: “Âriflik haktır, halka âriflik gereklidir, ancak ârifler ateştedir.”

1695 – Abdurrahman İbnu Semüre radıyallâhu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ey Abdurrahman! Emîrlik isteme. Eğer senin talebin üzerine sana emîrlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen talibi olmadan sana emîrlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir iş için yemin eder, sonra da aksini yapmakta hayır görürsen, daha hayırlı gördüğün ne ise onu yap, ettiğin yemin için de kefârette bulun.”
Buhârî, Ahkâm 5, 6, Eymân 1; Müslim, İmâret 19, (1652); Ebü Dâvud, Harâc 2, (2929); Tirmizî, Nüzür 5, (1529); Nesâî, Adâbu’l-Kudat 5, (8, 225).

1696 – Ebû Musa radıyallâhu anh anlatıyor: “Yanımda amcamın evlatlarından iki kişi daha olduğu halde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın huzuruna girdim. Yanımdakilerden biri:
“Ey Allah’ın Resûlü! Allah’ın sana tevdi ettiği işlerden bazıları üzerine bizi emîr tayin et” dedi. Diğeri de aynı talepde bulundu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın onlara cevabı şu oldu:
“Biz, -Allah’a kasem olsun- bu işe, onu taleb eden veya ona hırs gösteren hiç kimseyi tayin etmeyiz!”
Buhârî, Ahkâm 7,12, İcâre 8, İstitâbe 2; Müslim, İmâret 7, (1733); Ebû Dâvud, Harâc 2, (2930); Nesâî, Adâbu’1-Kudât 4, (8, 224).

1697 – Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Dinleyin ve itaat edin! Hattâ, üstünüze, başı kuru üzüm danesi gibi siyah Habeşli bir köle bile tayin edilmiş olsa, aranızda Kitabullah’ı tatbik ettikçe. . . (itaatten ayrılmayın).”
Buhârî, Ahkâm 4, Ezân 54, 56.

1698 – Hz. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de banas isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim emîre itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emîre isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.
Buhârî, Ahkâm 1, Cihad 109; Müslim, İmaret 33, (1853); Nesâî, Bey’at 27, (7,154).

1699 – Hz. İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet (Allah’a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok.”
Buhârî, Ahkâm 4, Cihad 108; Müslim, İmâret 38, (1839); Tirmizî, Cihad 29, (1708); Ebû Davud, Cihad 86, (2626); Nesâî, Bey’at 34, (7,160).

1700 – Hz. Ömer radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Size emîrlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerirleri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenlerdir; lehlerinde hayırla dua edersiniz, onlar da size hayır dua ederler. Ümerânızın şerirleri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler, siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler”
Tirmizî, Fiten 77, (2265).

1701 – Ebû Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü ile Ölür.”
Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâret 53, (1848); Nesâî, Tahrim 28, (7,123); İbnu Mace, Fiten 7, (3948).
Ebû Hüreyre’nin bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim itaatten çıkar, cematten ayrılır ve bu halde ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü’min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim. ”
Müslim, İmâret 53, (1848); Nesâî, Tahrim 28, (7,123); İbnu Mâce, Fiten 7, (3948).

1702 – Ebû Bekre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim Allah’ın yeryüzündeki sultanını alçaltırsa, Allah da onu alçaltır. ”
Tirmizi, Fiten 47, (2225).

1703 – Hz. Aişe radıyallâhu anhâ anlatıyor: “Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah bir emîr için hayır diledi mi ona doğru sözlü bir vezir nasib eder. Bu, ona unutunca hatırlatır, hatırladığı zaman da yardım eder. Allah emîre hayır dilemezse, kötü bir vezir musallat eder. Bu vezir, ona unuttuğunu hatırlatmaz, hatırlayınca da yardımcı olmaz.”
Ebû Dâvud ‘Harâc 4, (2932); Nesâî, Bey’at 33, (7,159).

1704 – Ebû Said ve Ebû Hüreyre radıyallâhu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah bir peygamber gönderdiği veya onun yerine bir halife getirdiği zaman mutlaka onun iki tane de yakını olmuştur: Biri ma’rufu emretmiş ve ona teşvik etmiş, diğeri de şerri emretmiş ve şerre teşvik etmiştir. Ma’sum (yani kötülükten korunmuş) olan, Allah’ın koruduğu kimsedir.”
Buharî, Ahkâm 42; Nesâî, Bey’at 32, (7,158).

1705 – Ka’b İbnu Ucre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana şunu söyledi:
“Ey Ka’b İbnu Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah’a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; âhirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse, havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka’b İbnu Ucre! Namaz bürhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Ka’b İbnu Ucre! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir.”
Tirmizî, Salât 433. (614); Nesâî, Bey’ât 35, 36, (7,160).

1706 – Cübeyr İbnu Nüfeyr radıyallâhu anh anlatıyor: “Kesir İbnu Mürre, Amr İbnu ‘l-Esved ve el-Mikdâm radıyallâhu anhüm dediler ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Emîr, halka karşı suizanna düşerse halkı ifsad eder.”
Ebû Dâvud, Edeb 44, (4989).

1707 – İbnu Abbâs radıyallâhu anhüma anlatıyor: “Hz. Ali radıyallâhu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı rahmeti Rahmân’a kavuşturan hastalığı sırasında yanından dışarı çıktı. Dışarıda bekleyen halk:
“Ey Ebû’l-Hasan, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ne durumda?” diye sordular.
“Allah’a hamdolsun iyileşti!” dedi. Hz. Abbâs radıyallâhu anh elinden tuttu. Ve:
“Üç gün sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ölecek, sen bir başkasına memur olacaksın. Ben, vallahi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bu hastalığından kurtulamayıp vefat edeceğini görüyorum. Zîra ben, Abdulmuttaliboğullarının ölüm sırasında aldığı şekli biliyorum. Gel Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gidip bu “iş” (hilafet) kimde kalacak onu soralım. Bizde kalacaksa şimdiden bilmiş oluruz. Bizden başkasına kalacaksa kendisiyle konuşuruz, bizi ona tavsiye eder” dedi.
Ali radıyallâhu anh:
“Eğer, biz onu sorsak bunun üzerine hilafeti bize yasaklasa, halk ondan sonra onu asla bize vermez. Vallahi ben böyle bir şey soramam!” dedi.
Buhârî, İstizân 29, Meğâzî 83.

1708 – Cübeyr İbnu Mut’im radıyallâhu anh anlatıyor: “Bir kadın, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek bir hususta kendisiyle konuştu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, kendisine tekrar gelmesini emretti. Bunun üzerine kadın:
“Ya seni bulamazsam!” dedi. Kadın bu sözüyle sanki ölümü kasdetmişti, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Eğer beni bulamazsan, Ebü Bekir’e uğra!” diye cevap verdi.
Buhârî Ahkâm 57, Fedailu Ashabı’n-Nebî 5, İ’tisâm 24; Müslîm, Fedailu’s-Sahâbe 10, (2386); Tirmizî, Menâkıb, (3677).

1709 – Hz. Aişe radıyallâhu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm vefat ettiği zaman, bâbam Ebû Bekir radıyallâhu anh, Mescid-i Nebî’den bir mil kadar uzaklıkta olan Sunh nâm mevkide idi -ki Âliye denen Medine’nin yüksek kısmını ki burası Hazrec’e mensüp Beni’l-Hârise’nin menzillerinin bulunduğu mevkiyi kasdetmektedir.
-Hz. Ömer radıyallâhu anh kalkıp:
“Vallahi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm vefat etmedi. Allah mutlaka onu geri gönderecektir, o da münafık kimselerin ellerini ve ayaklarını kesecek. . .” diyordu. Derken Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh geldi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yüzünü açtı ve öptü.
“Annem babam sana feda olsun. Sağlığında hoştun, ölümünde de hoşsun! Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun, Allah sana ebediyyen iki ölüm tattırmayacak!” dedi. Sonra dışarı çıkıp:
“Hz. Ömer’i kasdeterek: “Ey Peygamber ölmedi diye yemin eden kişi, ağır ol!” dedi. Hz. Ebû Bekir konuşmaya başlayınca Hz. Ömer radıyallahu anhümâ oturdu. Hz. Ebû Bekir Allah’a hamd-ü sena ettikten sonra:
“Haberiniz olsun! Kim Muhammed’e tapıyor idiyse bilsin ki artık Muhammed ölmüştür. Kim de Allah’a tapıyor idiyse o da bilsin ki Allah hayydır, ölümsüzdür!” dedi ve şu âyeti okudu: “Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler” (Zümer 30). Şu âyeti de okudu:
“Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah’a hiçbir zarar vermez. Allah, şürkredenlerin mükâfâtını verecektir” (Âl-i İmrân 144).
Bu açıklama üzerine halk boğuk boğuk ağlamaya” başladı. Ensar (radıyallâhu anhüm), Benî Saîde yurdunda, Sa’d İbnu Übâde’nin etrafında toplandı. Muhâcir de oraya geldi. Ensarîler:
“Bizden bir emîr, sizden de bir emîr!” dediler. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ebû Ubeyde radıyallâhu anhüm de oraya geldiler. Hz. Ömer konuşmaya başladı ise de Hz. Ebû Bekir onu susturdu. Hz. Ömer bilahere şöyle diyordu:
“Vallahi, ben konuşmayı şu sebeple arzu etmiştim: Zihnimde hoşuma giden sözler hazırlamış, Ebû Bekir bunlara ulaşamaz onun hatırından bunlar geçmeyebilir diye endişe etmiştim. Ama yemin olsun, Ebû Bekir öyle bir konuştu ki, vallahi içimde hazırlamış olduğum güzel sözlerin hepsine isâbet etti, benim aklıma gelmeyen daha da güzelini beliğ şekilde ifade etti. Onun sözleri arasında şu da vardı:
“Ey Ensâr biz Kureyşliler emîrleriz, sizler de vezîrlersiniz!”
Bu söz üzerine Hubâb İbnu’l-Münzir ayağa kalktı ve:
“Hayır, vallahi bunu yapmayız. Bizden bir emîr, sizden de bir emir olacak!” dedi. Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh:’
“Hayır! Olmaz bu. Bizler emîrleriz, sizler de vezîrlersiniz” dedi.
Rezîn şunu ilâve etti: “Hz. Ebû Bekir devamla şunu söyledi: “Bu “iş” (hilâfet), şu Kureyş cemaati için meşrû tanınacaktır. Onlar, yer îtibârıyla Arapların ortasındadır, şerefçe de eskiden beri en gözdeleridir. Öyleyse, Ömer’e veya Ebû Ubeyde’ye biat edin!”
Hz. Ömer atılarak:
“Bilakis, biz sana biat ediyoruz. Sen bizim efendimizsin, en hayırlımızsın, üstelik Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a da en sevgili olanımızsın!” dedi ve Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’in elinden tutup ona biat etti. Hz. Ömer radıyallâhu anh’i müteakip halk da ona biat etti.
Bunun üzerine biri:
“Sa’d İbnu Ubâde’yi katlettiniz!” diye bağırdı. Hz. Ömer radıyallâhu anh öfkeyle:
“Allah onu katletsin!” dedi. Hz. Aişe radıyallâhu anhâ devamla der ki: “Bu her iki konuşmada geçen sözleri de Allah fâideli kıldı. Nitekim Hz. Ömer’in konuşması halkı korkuttu. Aralarında nifak vardı, onun konuşmasıyla Cenab-ı Hakk nifakı bertaraf etti. Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh de halkın nazarını Allah’a çevirip, üzerinde oldukları hakkı (İslâm’ı) öğretti. Oradan şu âyeti okuyarak ayrıldılar. (Meâlen): “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah’a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir” (Al-i Imrân 144).
Buhârî, Fedâilu’l-Ashâb 5, Cenâiz 3, Megâzi 83; Nesâî, Cenâiz 11, (4,11).
İbnu Deybe diyor ki: “Derim ki: “Rezîn şunu ilâve etti” sözü, et-Tecrid’de ve Tecrid’in aslında mevcuttur. Bu ziyâde aynısıyla Sahîh-i Buhârî’de mevcuttur. Allahu a’lem.”
Es-Sünuh (veya es-Sünh) avâli’l-Medîne’de bir yer adıdır. Orada Benî’l-Hâris İbnu’l-Hazrec’in evleri vardır.
“Allah sana iki ölümü tattırmasın” sözü, yâni dünyada tattırmasın demektir. Hz. Ebû Bekir, bu sözü Hz. Ömer radıyallâhu anhümâ’in şu sözünü red maksadıyla söylemiştir: “Allah, peygamberini geri gönderecek, O da münafık kimselerin ellerini ve ayaklarını kesecek.” Sakîfe: Evin sofa (üstü kapalı önü açık) kısmı. Toroslarda evin bu kısmına yazlık tâbir edilir.
Nesîc: Ağlayan kişinin hıçkırığını içine tıkarak sessiz ağlaması.

1710 – İbnu Abbâs radıyallâhu anhümâ anlatıyor; “Ben, Muhâcirler’den birçoğundan Kur’an öğreniyordum. Abdurrahman İbnu Avf, onlardan biri idi. Ben Mina’da onun menzilinde iken, o da, Hz. Ömer’in son defa yapmış olduğu hacda onun yanında idi. Abdurrahman yanıma dönüşte:
“Bugün Hz. Ömer’in yanına gelen bir adamı keşke sen de görseydin. Dedi ki: “Ey mü’minlerin emîri, bir adam görsen ki sana: “Keşke Ömer ölmüş olsa da falancaya (Bezzar’ın rivâyetinde Talha İbnu Ubeydillah’a) biat etsem. Vallahi Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’in biatı çabucak oldu bitti” dese ne dersin?” dedi. Hz. Ömer bu söze daha önce hiç görmediğim kadar öfkelendi ve:
“İnşaallah bu akşam halka hitab edip, ahd ve müşaverede olmaksızın idâreyi gasbetmek isteyen bu heriflere karşı onları uyaracağım” dedi.
Abdurrahman ilâveten dedi ki: “Bunun üzerine Hz. Ömer’e:
“Ey mü’minlerin emîri, dedim, böyle bir şey yapma. Zîra hac mevsiminde insanların cühelâ ve serseri takımı biraraya gelir. Konuşmak üzere halkın içinde doğrulduğun zaman bunlar ola ki, etrafında ekseriyeti teşkil ederler. Korkum şu ki, siz kalkar bir şeyler söylersiniz, o cahillerin her biri bir başka şey anlar, esas ifâde etmek istediğiniz maksad tamamen kaybolur. Şu halde acele etmeyin, Medine’ye varın. Orası daru’l-hicret ve sünnettir (hicretin yapıldığı, sünnetin yaşandığı mahaldir). Orada fıkıh ulemâsı ve insanların eşrafıyla başbaşa kalır, dilediğinizi rahatça söylersiniz. Âlimler sözlerinizi eksiksiz öğrenirler ve maksadınız ne ise onu anlarlar.”
Bu sözüm üzerine Hz. Ömer radıyallâhu anh:
“Pekâlâ, vallahi inşaallah Medine’ye vardığımda ilk fırsatta bu toplantıyı aktedeceğim!” dedi. İbnu Abbas radıyallâhu anhümâ devamla dedi ki:
“Zilhicce’nin sonlarında Medine’ye geldik. Cuma günü öğle olur olmaz camiye gitmede acele ettim.”
Rezîn şu ilâvede bulundu: “Öğle sıcağında çıktım.” Sonra önceki hadisi anlatmaya İbnu Abbas devam etti ve dedi ki:
“Camiye gelince Saîd İbnu Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl radıyallâhu anh’i minberin köşesinde oturmuş buldum. Dizim dizine değecek şekilde yanına oturdum. Sağıma soluma bakmaya başlamadan Ömer İbnu’l- Hattâb yerinden minbere doğru çıktı. Onun gelmekte olduğunu görünce yanımdaki Saîd İbnu Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl’e:
“Bu öğle, Ömer, halife olduğu günden beri hiç yapmadığı bir konuşma yapacak” dedim. Zeyd, söylediğimi hoş karşılamadı ve:
“Daha önce konuşmadığı şeyi konuşması ne mümkün!” deyip beni reddetti.
Hz. Ömer radıyallâhu anh minbere oturdu. Müezzin ezanını tamamlayınca, doğruldu. Cenab-ı Hakk’a lâyık olduğu hamd ve senâda bulundu. Sonra şunları söyledi:
“Emmâ ba’d. Ben şimdi sizlere, Cenab-ı Hakk’ın söylememi takdir buyuracağı bir konuşma yapacağım. Bilemiyorum, belki de ecelim yakındır, (bu son hutbem olur). Kim bu sözlerimi anlar ve hâfızasına alabilirse bineğinin götürdüğü her yerde nakletsin. Kim de anlamış olmaktan korkarsa, hiç kimseye hakkımda yalan söylemesini helâl etmiyorum. Allah celle şânuhu, Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’i hakla gönderdi, kendisine kitap indirdi. Allah’ın indirdikleri meyanında recm âyeti de vardı. Biz onu okuduk, anladık ve ezberledik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm recm cezası verdi. O’ndan sonra da bizler verdik. Şahsen aradan fazla zaman geçince, bazılarının çıkıp: “Allah’ın kitabında biz recm âyeti bulamıyoruz” diyerek Allah’ın indirmiş olduğu bir farzı terkedip sapıtmalarından korkuyorum, recm, Allah’ın kitabında muhsan yani bâliğ, akil, sahih bir evlilikle evlenmiş ve gerdek yapmış olduğu halde zinâ eden kadın ve erkeklere -isbatlayıcı beyyine veya hamilelik veya itiraf olduğu takdirde- uygulanması gereken bir haktır.”
Zinâ haddiyle ilgili bâbta zikri geçmiş olan İbnu Abbâs hadisi zikrettikten sonra dedi ki:
“…Ve dahi bana ulaştı ki, birileri şöyle demiş: “Ömer ölünce, (herkesle istişâre, biat aramaksızın) falancaya biat edeceğim.” Sakın ha! Hiç kimseyi, “Hz. Ebû Bekir’in seçimi de oldu bittiye geldi. Biz de onun seçilme tarzına uygun olarak birini seçebiliriz” gibi sözler aldatmasın. Haberiniz olsun, -evet onun seçimi çabuk olmuştur bu doğru- ancak, Allah (umumiyetle çabuk yapılan işlerde bilâhere karşılaşılan) şerlerden bu ümmeti korumuştur. Sizden hiç kimseye, Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’e yapıldığı şekilde alâka gösterilerek boyunlar koparcasına nazarlar çevrilip baş uzatılmaz. Öyle ise, Müslümanların istişâre ve te’yidi tahakkuk etmeksizin kim bir başkasına biat ederse bilsin ki, ne biat edene, ne de edilene itibar edilmeyecektir. Böyle bir biat akdi, edeni de edileni de ölüme maruz bırakacaktır. Hz. Ebû Bekir’e yapılan biat böyle kıt düşüncelilerin zannettiği gibi değildir. İç yüzünü anlatayım:
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ruhunu Cenab-ı Hakk kabzettiği vakit, haberimiz oldu ki, Ensar büyük bir grup hâlinde bizden ayrı olarak Benî Sâide sakî inde toplanmışlar. Ali, Zübeyr ve bunlarla birlikte Abbâs gibi diğer bazıları bizden ayrılarak cenazeyle meşgul olmak üzere geride kaldılar. Muhacirler de Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’in etrafında toplandılar. Hz. Ebû Bekir’e:
“Ey Ebû Bekir, haydi şu Ensârî kardeşlerimizin yanlarına gidelim!” dedim. Onlara bir an önce yetişmek üzere yürüdük. Yakınlarına varınca, onlardan iki sâlih zatla karşılaştık. Kavmin Sa’d İbnu Ubâde’yi halife seçme hususundaki kararlarını zikrettiler, sonra da:
“Ey Muhâcirler cemaati nereye gidiyorsunuz?” diye sordular. Biz:
“Şu Ensârî kardeşlerimize gidiyoruz!” dedik.
“Hayır, onlara yaklaşmayın, hükümlerini versinler” dediler. Ben:
“Vallahi onlara gideceğiz” dedim ve yürüdük. Onları Benî Sâide sakîfinde bulduk. Ortalarında üzeri örtülü birisi vardı.
“Bu da kim?” dedim.
“Bu Sa’d İbnu Ubade’dir!” dediler. Ben:
“Nesi var?” diye sordum.
“Titriyor!” dediler. Biraz oturmuştu ki, hatipleri şehâdet getirerek söze başladı. Cenab-ı Hakk’a layık olduğu hamd ve senâyı ifade ettikten sonra şu konuşmayı yaptı:
“Emmâ ba’d! Biz Allah’ın ensârı ve İslâm’ın ordusuyuz. Siz ey Muhâcirler, asıl kavminden kopup gelmiş (içimizde) az bir grupsunuz!”
Anladık ki bunlar, aslen müstehak olduğumuz fonksiyonumuzdan bizi koparmak, emîrlikten uzak tutmak istiyorlardı.
Hatip sözlerini tamamlayınca konuşmak arzu ettim. Bu esnâda, içimden söyleyecek güzel sözler hazırlamıştım, bunlar hoşuma da gitmişti. Bunları Ebû Bekir radıyallâhu anh’in huzurunda söylemek istiyordum. Ben bâzan onun hiddetini yatıştırıyordum. Konuşmak istediğim sırada Ebû Bekir:
“Acele etme!”dedi. Onu öfkelendirmek istemedim ve konuşmaktan vazgeçtim. Ebû Bekir radıyallahu anh konuştu. O aslında benden daha çok hilme sahip, daha vakur idi. Allah’a yeminle söylüyorum, içimde hazırladığım bütün güzel sözleri eksiksiz aynı güzellikte ve hattâ daha da güzel bir biçimde bu konuşması esnasında söyledi. Demişti ki:
“Hakkınızda söylediğiniz hayır ve fazilet ne varsa hepsine lâyıksınız. Ancak bu emîrlik işi, Kureyş kabilesine meşru tanınır. Onlar, neseb yönüyle de, yurt yönüyle de Arab’ın ortasında yer alır. Ben sizin için şu iki şahıstan birini uygun buldum, bunlardan hangisini isterseniz ona biat edin!”
Böyle deyip -benim ve Ebû Ubeyde İbnu’l-Cerrâh’ın ellerimizden tuttu. Ebû Bekir, ikimizin arasında oturuyordu. Onun ikimizi imamlığa teklif eden cümlesinden başka bütün söyledikleri hoşuma gitti. Vallahi, Ebû Bekir’in bulunduğu bir kavmin başına emîr seçilmektense, ortaya çıkarılıp boynumun vurulmasını gerektirecek bir günah işlemek bana daha sevgili gelirdi. Ancak, nefsimin bana ölüm anında hoş gösterdiği şeyi şimdi bulamıyorum. Derken Ensar’ın Hubâb İbnu’l-Münzir adındaki bir sözcüsü:
“Beni hasta hayvanların kaşınarak rahatladıkları kaşınma çubukcağızı, yaslandığı dikme ile ayakta duran hurma fidancığı kabul edin ve fikrimi dinleyin. Diyorum ki:
“Sizden bir emîr, bizden de bir emîr olsun, ey Kureyş cemaati!” dedi.
Bunun üzerine her kafadan bir söz çıkmaya başladı, gürültü çoğaldı. Öyle ki ihtilâf çıkacak diye korktum. Hz. Ebû Bekir’e:
“Ey Ebû Bekr, uzat elini!” dedim. Elini uzattı, ben ona biat ettim. Muhacirler de biat ettiler. Sonra da Ensâr biat etti. Sa’d İbnu Ubâde radıyallâhu anh’nin üzerine atıldık. Derken onlardan biri:
“Sa’d İbnu Ubâde’yi öldürdünüz!” demez mi? Ben de:
“Sa’d İbnu Ubâde’yi Allah öldürsün!” dedim.
Hz. Ömer radıyallâhu anh der ki: “Vallahi biz, Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’in defni sırasında, Hz. Ebû Bekir’in seçiminden daha ehemmiyetli bir şey düşünemedik. Biat gerçekleşmeden halkı terketmemiz halinde, oradan ayrılınca, arkamızdan kendilerinden birini halife seçiverecekler diye korktuk. Böyle bir durumda ya bize de râzı olmaya olmaya biat edecek veya muhalefet edecek ikisi de fesad olacaktı.
Bilesiniz, Müslümanlarla istişâre etmeden kim bir başkasına biat ederse, ne biat edene, ne de kendisine biat edilene itibar edilmez, ikisinin de öldürülmesinden korkulur.
Buhârî, Muhâribin 30, 31, İ’tisâm 16, Mezâlim 19, Menâkıbu’l-Ensâr 46, Megâzî 11; Müslim, Hudud 15, (1691) Müslim’de hadis muhtasar olarak kaydedilmiştir.

1711 – Hz. Âişe radıyallâhu anhâ anlatıyor:
“Hz. Fâtıma ve Hz. Abbâs radıyallâhu anhümâ Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’e uğrayıp, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’tan kendilerine kalan mirası sordular. Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh onlara:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Bize kimse vâris olamaz, bıraktıklarımız hep sadakadır. Ancak Âl-i Muhammed bu maldan ihtiyacı kadarını yer” dediğini işittim. Allah’a yemin olsun Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yaptığını gördüğüm bir şeyi terketmem, mutlaka onu yaparım. Ben O’nun emrinden bir şey terkedecek olsam sapıtmaktan korkarım!” dedi.
Bunun üzerine Hz. Fatıma, Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anhümâ’e küstü ve altı ay sonra ölünceye kadar onunla konuşmadı. Hz. Ali, onu geceleyin defnetti. Ölümünü Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’e haber vermedi.
Hz. Ali, Fatıma radıyallâhu anhümâ sağken halk nazarında ayrı bir makama, izzete sahipti. Hz. Fatıma vefat edince, halkın alâkası ondan kesildi.
Bir adam Zührî rahimehullah’ye: Ali, Hz. Ebû Bekir’e altı ay biat etmedi mi?” diye sordu.
“Hayır, vallahi hayır, Benî Haşim’den hiç kimse geri kalmadı. Ali radıyallâhu anh, insanların nazarlarının kendinden çevrildiğini görünce Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh’le musalahaya mecbur kaldı. Ona haber salarak: “Yanında kimse olmadan, yalnız olarak bize gel!” dedi. Kendisine Hz. Ömer’in gelmesini istemiyordu, çünkü ondaki şiddet ve hiddet hâlini biliyordu. Hz. Ömer radıyallâhu anh:
“Onlara tek başına gitme!” dedi. Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh:
“Vallahi tek başıma gideceğim. Bana ne yapabilirler ki?” dedi ve Ebû Bekir radıyallâhu anh onlara gitti. Hz. Ali radıyallâhu anh’nin yanına girdi. Benî Hâşim, yanında toplanmışlar idi. Hz. Ebû Bekir’i görünce kalktı. Allah’a hamd-ü senada bulundu. Sonra şunu söyledi:
“Emmâ ba’d! Ey Ebû Bekir, bizim sana biat etmemize mani olan şey senin faziletini inkârımız değildir, sana karşı bir rekâbet düşüncemiz de yok. Ancak, biz, bu işte bizim de bir hakkımız olduğuna inanıyorduk. Bize karşı müstebit davrandınız!”
Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a olan yakınlığını zikretti.
Ali bunları zikrettikçe Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anhümâ ağlamaktan kendini alamıyordu. Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh şehâdet getirdi, Allah Teâla’ya hamdetti, senâda bulundu. Sonra şunları söyledi:
“Emmâ ba’d! Allah’a kasem olsun, şurası muhakkak ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın akrabaları bana, kendi akrabalarımdan daha yakın, daha sevgili. Ve ben, yeminle söylüyorum, benimle sizin aranızda olan bu mal meselesinde haktan ve hayırdan hiç ayrılmış değilim. Zîra, ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’tan şunu işittim:
“Bize kimse vâris olamaz, bıraktığımız sadakadır. Âl-i Muhammed bu maldan yer. ” Vallahi ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yaptığını gördüğüm bir işi terketmem, Allah’ın izniyle mutlaka yaparım” dedi. Hz. Ali radıyallâhu anh:
“Biat için öğleden sonra buluşalım” dedi. Ebû Bekir radıyallâhu anh öğleyi kılınca, cemaate yönelip Hz. Ali radıyallâhu anh’nin biatı geciktirmedeki beyan ettiği özürleri halka anlattı. Sonra da Hz. Ali radıyallâhu anh kalkıp, Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh’in hakkını tazim buyurdu, faziletlerini, İslâm’a sebkat eden hizmetlerini zikretti. Sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh’e yaklaşıp biat etti. Halk, Hz. Ali radıyallahu anh’nin etrafını sarıp:
“İsabet ettin, çok iyi bir davranışta bulundun” diyerek takdir ettiler. Hz. Ali radıyallâhu anh bu ma’ruf işe döndüğü zaman halk tekrar kendisine yakınlık ve alâka gösterdi.”
Buhârî, Fedailu’l-Ashab 12; Müslim, Cihad 53, (1759). Metin Müslim’dendir. Hadis Buhâri’de muhtasardır.

1712 – Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallâhu anhâ bir gün hastalanmış:
“Vay başım, ölüyorum!” demişti. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm şaka olsun diye:
“Keşke bu ben sağken olsa, sana istiğfàr eder, dua ediveririm!” dedi. Bunun üzerine Hz. Âişe radıyallâhu anhâ birden parladı:
“Vay başıma gelen. Vallahi görüyorum ki ölmemi istiyorsun. Ben öleceğim, sen de akşama zevcelerinden biriyle başbaşa kalacaksın ha!” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm sözü değiştirerek dedi ki:
“Bilakis ben ölüyorum, vay başım! Ebu Bekir’e ve oğluna birinizi gönderip benden sonra hilâfet hususunda “ben daha lâyığım” iddia veya temennisinde bulunacaklara karşı yerime geçeceği tesbit etmek istemiştim. Sonradan kendi kendime: “Böyle bir iddiayı Ebû Bekir dışında kim yaparsa Allah kabul etmez, mü’minler de reddederler” dedim ve vasiyet yapmaktan vazgeçtim.”
Buhârî, Ahkâm 51, Merdâ 16; Müslim, Fedailu’s-Sahâbe 11, (2387).

1713 – Hz. Âişe radıyallâhu anh anlatıyor:
“Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh, ölüm ânı yaklaşınca muhtazar olunca, Hz. Ömer’i çağırttı ve:
“Ey Ömer, ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabı üzerine seni halife seçiyorum. Mizanı ağır olan, hakka uyması sebebiyle kıyamet günü mizanı ağır basacak ve ağırlık kendine olacak kimsedir. Sadece hakkın girdiği mizanın ağır olması da hak olmuştur.
Ey Ömer! Mizanı hafif olan da, batıla uyması sebebiyle, kıyamet günü sevabı az ve hafif olan ve bu hafiflikle teraziye girecek olandır. İçerisine sadece batıl giren mizanın hafif olması da haktır.”
Ayrıca, askerlerin komutanlarına da şunu yazdı: “Başınıza Ömer’i seçtim. Kendim için de, Müslümanlar için de hayrı seçtim.”
Sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh vefat etti ve geceleyin defnedildi. Bilahere Hz.Ömer radıyallâhu anh, ayağa kalkıp hamd-ü sena ettikten sonra şunları söyledi:
“Ey insanlar, ben size, hiç bilmediğiniz bir şeyi kendimden uydurup öğretecek değilim. Ben Ömer’im. Size emîr olma hususunda hırsım yok. Ancak vefat eden Ebû Bekir radıyallâhu anh bunu bana vasiyet etti. Bu işi ona Allah’ın ilham ettiğine inanıyorum. İmamlığımı, ona ehil olmayan kimseye bırakmam. Fakat onu, Müslümanlara saygı göstermeye gayret edenlere bırakırım. İşte böyleleri, Müslümanlara emîr olmaya başkalarından daha çok layıktır.”
Muvatta’da bulunamamıştır.

1714 – Ma’dan İbnu Ebî Talha anlatıyor:
“Hz. Ömer radıyallâhu anh, cuma günü hutbe verdi. Önce Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı hatırlattı, sonra Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh’i andı. Sonra da şunları söyledi:
“Ben rüyamda bir horoz gördüm, bana üç gaga vurdu. Bunu, ecelim yaklaştı diye yordum. Bazı kimseler, yerime birini seçmemi söylüyorlar, Allah ne dini, ne hilafetini, ne de Resûlü aleyhissalâtu vesselâm ile gönderdiği şeyi zayi edecek değildir. Eğer ecelim çabucak gelirse hilâfet, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ölürken kendilerinden razı bulunduğu şu altı kişinin müşâveresi ile belirlenecektir. Ben biliyorum ki, bazıları bu seçime dil uzatacaklardır. Bunlar benim şu elimle İslâm’a kattığım kimselerdir. Eğer bunu yaparlarsa bilin ki, onlar ancak Allah’ın düşmanlarıdır, kâfirlerdir, sapıklardır.
Sonra sözüne şöyle devam etti:
“Ey Rabbim, seni Ensâr’ın ümerâsına şâhid kılıyorum. Bilin ki ben onları, adaletli olsunlar ve halka dinlerini, Peygamberlerinin aleyhissalâtu vesselâm sünnetini öğretsinler zekatı aralarında taksim etsinler, dini meselelerde müşkilatla karşılaşınca bana bildirsinler diye başlarına tayin ettim.”
Hz. Ömer radıyallâhu anh’in bu hutbesinden bir cuma geçmişti ki hançerlendi. Yanına girmek için önce Muhacirler’e, sonra Ensâr’a, sonra Medineliler’e, sonra Şamlılar’a, sonra Iraklılar’a sırayla izin verdi. Biz huzura girenlerin sonuncusu idik. Siyah bir bürde ile yarası sarılmış, üzerinden kanlar akıyor vaziyette gördük.
“Bize vasiyette bulun!” dedik. Ona bizden başka vasiyet talebinde bulunan olmadı.
“Size dedi, Allah’ın Kitabı’nı vasiyet ediyorum. Zira ona uyduğunuz müddetce asla sapıtmazsınız. Size Muhacirler’i de vasiyet ediyorum. Zira insanlar çoğalırken onlar azalıyor. Size Ensâr’ı da vasiyet ediyorum. Zira onlar, imanın sığındığı melcedir. Size bedevîleri de vasiyet ediyorum.
Zira onlar aslınız, dayanağınızdır.”
Bir rivayette şöyle denmiştir: “…Zira onlar kardeşlerinizdir, düşmanınızın düşmanıdır. Size zımmîleri de vasiyet ediyorum, zira onlar Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselâm’in zimmeti ve ailenizin rızkıdır. Beni terkedin artık.”
Buhârî, Ahkâm 51, Müslim, İmâret 12, (1823); Tirmizî, Fiten 48, (2226); Ebû Dâvud, Harâc 8, (2939).
Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Hz. Ömer radıyallâhu anh hançerlendiği zaman kendisine: “Birini yerinize seçseniz!” denilmişti. Şu cevabı verdi:
“Yani işinizi sağken de, ölmüşken de ben mi sırtımda taşıyayım? Mamafih, birisini seçecek olsam bu caizdir, zira benden daha hayırlı olan Ebû Bekir seçmiştir. Seçimi terkedecek olsam bu da caizdir zira benden daha hayırlı olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da seçimi terketti. Ben istedim ki, bundaki nasibim başa baş olsun, ne lehime ne de aleyhime”
Abdullah İbnu Ömer radıyallâhu anhümâ dedi ki: “Ömer’in bu sözü üzerine anladım ki, yerine kimseyi tayin etmeyecektir.” Oradakiler:
“Allah hayırlı mükâfatlar versin. Sen şu şu hizmetleri yaptın” dediler. O da: “Uman ve korkan” diye cevap verdi.

1715 – Hz. Âişe radıyallâhu anh anlatıyor:
“Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh, ölüm ânı yaklaşınca muhtazar olunca, Hz. Ömer’i çağırttı ve:
“Ey Ömer, ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabı üzerine seni halife seçiyorum. Mizanı ağır olan, hakka uyması sebebiyle kıyamet günü mizanı ağır basacak ve ağırlık kendine olacak kimsedir. Sadece hakkın girdiği mizanın ağır olması da hak olmuştur.
Ey Ömer! Mizanı hafif olan da, batıla uyması sebebiyle, kıyamet günü sevabı az ve hafıf olan ve bu hafiflikle teraziye girecek olandır. İçerisine sadece batıl giren mizanın hafif olması da haktır.”
Ayrıca, askerlerin komutanlarına da şunu yazdı: “Başınıza Ömer’i seçtim. Kendim için de, Müslümanlar için de hayrı seçtim.”
Sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh vefat etti ve geceleyin defnedildi. Bilahere Hz.Ömer radıyallâhu anh, ayağa kalkıp hamd-ü sena ettikten sonra şunları söyledi:
“Ey insanlar, ben size, hiç bilmediğiniz bir şeyi kendimden uydurup öğretecek değilim. Ben Ömer’im. Size emîr olma hususunda hırsım yok. Ancak vefat eden Ebû Bekir radıyallâhu anh bunu bana vasiyet etti. Bu işi ona Allah’ın ilham ettiğine inanıyorum. İmamlığımı, ona ehil olmayan kimseye bırakmam. Fakat onu, Müslümanlara saygı göstermeye gayret edenlere bırakırım. İşte böyleleri, Müslümanlara emîr olmaya başkalarından daha çok layıktır.”
Muvatta’da bulunamamıştır.

1716 – Ma’dan İbnu Ebî Talha anlatıyor:
“Hz. Ömer radıyallâhu anh, cuma günü hutbe verdi. Önce Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı hatırlattı, sonra Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh’i andı. Sonra da şunları söyledi:
“Ben rüyamda bir horoz gördüm, bana üç gaga vurdu. Bunu, ecelim yaklaştı diye yordum. Bazı kimseler, yerime birini seçmemi söylüyorlar, Allah ne dini, ne hilafetini, ne de Resûlü aleyhissalâtu vesselâm ile gönderdiği şeyi zayi edecek değildir. Eğer ecelim çabucak gelirse hilâfet, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ölürken kendilerinden razı bulunduğu şu altı kişinin müşâveresi ile belirlenecektir. Ben biliyorum ki, bazıları bu seçime dil uzatacaklardır. Bunlar benim şu elimle İslâm’a kattığım kimselerdir. Eğer bunu yaparlarsa bilin ki, onlar ancak Allah’ın düşmanlarıdır, kâfirlerdir, sapıklardır.
Sonra sözüne şöyle devam etti:
“Ey Rabbim, seni Ensâr’ın ümerâsına şâhid kılıyorum. Bilin ki ben onları, adaletli olsunlar ve halka dinlerini, Peygamberlerinin aleyhissalâtu vesselâm sünnetini öğretsinler zekatı aralarında taksim etsinler, dini meselelerde müşkilatla karşılaşınca bana bildirsinler diye başlarına tayin ettim.”
Hz. Ömer radıyallâhu anh’in bu hutbesinden bir cuma geçmişti ki hançerlendi. Yanına girmek için önce Muhacirler’e, sonra Ensâr’a, sonra Medineliler’e, sonra Şamlılar’a, sonra Iraklılar’a sırayla izin verdi. Biz huzura girenlerin sonuncusu idik. Siyah bir bürde ile yarası sarılmış, üzerinden kanlar akıyor vaziyette gördük.
“Bize vasiyette bulun!” dedik. Ona bizden başka vasiyet talebinde bulunan olmadı.
“Size dedi, Allah’ın Kitabı’nı vasiyet ediyorum. Zira ona uyduğunuz müddetce asla sapıtmazsınız. Size Muhacirler’i de vasiyet ediyorum. Zira insanlar çoğalırken onlar azalıyor. Size Ensâr’ı da vasiyet ediyorum. Zira onlar, imanın sığındığı melcedir. Size bedevîleri de vasiyet ediyorum.
Zira onlar aslınız, dayanağınızdır.”
Bir rivayette şöyle denmiştir: “…Zira onlar kardeşlerinizdir, düşmanınızın düşmanıdır. Size zımmîleri de vasiyet ediyorum, zira onlar Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselâm’in zimmeti ve ailenizin rızkıdır. Beni terkedin artık.”
Buhârî, Ahkâm 51, Müslim, İmâret 12, (1823); Tirmizî, Fiten 48, (2226); Ebû Dâvud, Harâc 8, (2939).
Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Hz. Ömer radıyallâhu anh hançerlendiği zaman kendisine: “Birini yerinize seçseniz!” denilmişti. Şu cevabı verdi:
“Yani işinizi sağken de, ölmüşken de ben mi sırtımda taşıyayım? Mamafih, birisini seçecek olsam bu caizdir, zira benden daha hayırlı olan Ebû Bekir seçmiştir. Seçimi terkedecek olsam bu da caizdir zira benden daha hayırlı olan Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da seçimi terketti. Ben istedim ki, bundaki nasibim başa baş olsun, ne lehime ne de aleyhime. . . ”
Abdullah İbnu Ömer(radıyallâhu anhümâ dedi ki: “Ömer’in bu sözü üzerine anladım ki, yerine kimseyi tayin etmeyecektir.” Oradakiler:
“Allah hayırlı mükâfatlar versin. Sen şu şu hizmetleri yaptın” dediler. O da: “Uman ve korkan” diye cevap verdi.

1717 – Abdullah İbnu Selâm radıyallâhu anh anlatıyor:
“Hz. Osman radıyallâhu anh muhâsara edildiği zaman, namaz kıldırma işine Hz. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’yi tayin etti. Bâzan Hz. İbnu Abbas kıldırıyordu. Sonra, Hz. Osman isyancılara elçi yollayıp, benden ne istiyorsunuz? diye sordu. Onlar: “Hilâfetten ayrılmanı istiyoruz” dediler. O da: “Allah’ın bana giydirdiği bir kaftanı çıkarmam” diyerek reddetti.
“Onlar seni öldürecekler!” dediler. O:
“Beni öldürdüğünüz takdirde, ebediyyen birbirinizi sevmeyecek, düşmanla elbirlik savaşamayacaksınız. Göre göre ihtilâfa düşeceksiniz. Ey kavm, bana karşı çıkardığınız şu ihtilâf sakın ola başınıza, sizden öncekilerin maruz kaldığı belâyı dolamasın!” dedi. İhtilâlcilerin tazyikleri artınca, cuma gününe oruçlu olarak girdi. Gün biraz ilerleyince uyudu. Uyanınca:
“Şu anda rüyamda Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı gördüm. Bana: “Akşam yanımızda iftarını yapacaksın” buyurdu dedi.
O gün öldürüldü. Sonra Hz. Ali radıyallâhu anh hutbe okumak üzere kalktı. Hamd-üü senâdan sonra:
“Ey insanlar, dedi, bana yaklaşın, gözlerinizi, kulaklarınızı dört açın. Şahsen ben ve sizler hepimizin fitnenin içine düşmemizden korkuyorum. Fitne sırasında, hepimize gayret gerekecek.” Devamla dedi ki:
“Allah bu ümmeti iki edeble terbiye etti: Kitap ve Sünnet. Bunların tatbiki hususunda, sultan nezdinde gevşeklik olamaz. Öyle ise Allah’tan korkun, aranızdaki meseleleri halledin.”
Hz. Ali radıyallâhu anh bunları söyleyip minberden indi ve beytü’l-maldan arta kalan servete yönelerek Müslümanlar arasında taksim etti.”
Rezîn ilâvesidir, kaynağı bulunamamıştır.

1718 – Hasan Basrî rahimehullah Hazretleri anlatıyor:
“Hasan İbnu Ali, vallahi Hz. Muâviye radıyallâhu anhümâ’yi dağlar gibi büyük askerî birliklerle karşıladı. Bunun üzerine Amr İbnu’l-As, Hz. Muâuiye ye:
“Ben vallahi, öyle askerî birlikler görüyorum ki, bunlar kendileri gibi sayıca ve keyfiyetçe akrân olan birlikleri öldürmedikçe geri dönmezler” dedi. Muâviye de Amr radıyallâhu anh’a -ki vallahi Hz. Muâviye bu iki adamın hayırlısıdır- şu cevabı verdi:
“Ey Amr, söyle bakalım! Şunlar (bizimkiler) öbürlerini, öbürleri de şunları öldürseler Müslümanların işlerini kim benim adıma yürütecek, kim kadınlarının, yetimlerinin bakımını benim adıma üzerine alacak?”
Sulh yapmak için, Kureyş’in Benî Abdişşems boyundan iki kişiyi yani Abdurrahman İbnu Semüre ve Abdullah İbnu Âmir’i, Hz. Hasan radıyallâhu anh’a gönderdi. Bunlara:
“Haydi, şu zâta gidin, ona sulh yapmak istediğimizi söyleyin. Hilâfet arzusundan vazgeçmesini taleb edin, buna mukabil ne isterlerse verin!” dedi. Bunlar Hz. Hasan radıyallâhu anh’ın yanına gidip, huzuruna çıktılar. Hz. Muâviye’nin tenbihine uygun olarak konuştular. Hilâfeti Hz. Muâviyeye bırakması halinde ne isterse vereceğini) söylediler. Hz. Hasan radıyallâhu anh onlara:
“Bizler Abdulmuttalib’in oğullarıyız. Beytu’l-maldan bir hissemiz var. Bu ümmet ihtiyaç karşısında mal için kanını isrâf etmeye başladı. (Beytu’l-maldan bize ayrılacak hisse nedir?)” dedi. Onlar:
“Hz. Muâviye size şunları teklif ediyor, hilâfetten vazgeçmenizi taleb ediyor, mukabilinde ne istediğinizi soruyor” dediler. Hz. Hasan radıyallahu anh:
“Sizin bu vaadlerinizi bize kim tekeffül edecek?” dedi. Elçiler:
“Sana biz tekeffül ediyor, garanti veriyoruz!” dediler. Hz. Hasan her ne talebte bulundu ise hepsine:
“Biz tekeffül ediyoruz!” diyerek teminat verdiler. Böylece Hz. Hasan, Hz. Muâviye radıyallâhu anhümâ ile sulh yaptı.
Hasan Basrî demiştir ki:
“Ben Ebû Bekir radıyallâhu anh’i işittim şöyle demişti: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı minberde gördüm, yanında Hz.Hasan İbnu Ali vardı. Bâzan halka yöneliyor, bazan Hasan’a yöneliyor ve: “Şu oğlum, seyyiddir. Umulur ki, Allah bununla iki muazzam Müslüman orduyu sulha kavuşturacak” diyordu.
Buhârî, Sulh 9, Menâkıb 25, Fedailu’l-Ashâb 22, Fiten 20.

3795 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Yahudilerin şöyle bir âdeti vardı: İçlerinde bir kadın âdet görmeye başlayınca, onunla beraber yiyip içmezler, evlerde beraber oturup kalkmazlardı. Bu durumu Ashab radıyallahu anhüm Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu ayeti inzal buyurdu. (Mealen): “Ey Muhammed! Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar. De ki: “O bir ezadır. Aybaşı halinde iken kadınlardan uzak kalın. Temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah’ın size buyurduğu yoldan yaklaşın…” (Bakara 222) ayeti üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Kadınlarınızla nikah (zevciyat muamelesi) dışında her şeyi yapın!” buyurdu. Bu ruhsat yahudilere ulaşınca: “Bu adam ne yapmak istiyor? Bize muhalefet etmediği bir şey bırakmadı!” dediler. Bu sözü işiten Üseyd İbnu Hudayr ve Abbâd İbnu Bişr radıyallahu anhüma gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! yahudiler şöyle şöyle söylüyorlar” diye haber verdiler. “Biz kadınlarla beraber oturup kalkmayacak mıyız?” dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın rengi öylesine değişti ki, biz onlara kızdığını zannettik. Onlar da hemen çıkıp gittiler. Derken onlar yolda Resûlullah’a gönderilen hediye sütle karşılaştılar. Resûlullah o sütü hemen bunların peşisıra içmeleri için gönderdi. Böylece anladılar ki, Aleyhissalatu vesselam kendilerine gücenmemiştir.”
Müslim, Hayız 16, (302); Ebu Davud, Nikah 47, (2165); Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2981); Nesai, Taharet 181, (1, 152).

3796 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim hayızlının fercine veya bir kadının dübürüne (arka uzvuna) temas ederse veya kâhine uğrarsa Muhammed’e indirilenden teberri etmiş (yüz çevirmiş) olur.”
Tirmizi, Taharet 102, (135); İbnu Mace, Taharet 122, (639).

3797 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Bizden biri hayızlı olur, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da onunla mübaşeret etmek dilerse, ona hayız olur olmaz izarını bağlamasını emreder, sonra mubaşeret ederdi. Sizden hanginiz, nefsine, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın nefsine hâkim olduğu kadar hâkim olur?”
Ebu Davud’un bir rivayetinde, “fevr” (evvelinde -ki “hayz olur olmaz” diye karşıladık-) yerine “fevh” denilmiştir (ki bu da “çoğunda” ve “evvelinde” manasına gelir.)

3798 – Nesai’nin Cümay’ İbnü Ümayr’dan kaydettiği bir rivayette şöyle denmiştir: “Ben, annem ve teyzemle birlikte Hz. Aişe radıyallahu anha’nın yanına girdim. Onlar Hz. Aişe’ye: “Hayızlı iken, sizlerle Aleyhissalatu vesselam ne şekilde mübaşerette bulunurdu?” diye sordular. Aişe validemiz:
“Hayız olduğumuz zaman bize, geniş bir izar giymemizi emreder, sonra sine ve göğsümüze iltizamda (temasta) bulunurdu.”

3799 – Muvatta’nın rivayetinde şöyledir: “Ubeydullah İbnu Abdillah İbni Ömer radıyallahu anhüma, Hz. Aişe’ye göndererek -kişi, hayızlı olan hanımıyla mubaşerette bulunabilir mi?- diye sordurdu. Hz. Aişe radıyallahu anha: “Kadının alt kısmına izarını bağlatsın sonra onunla mubâşerette bulunsun” cevabını verdi.

3800 – Ebu Davud ve Nesai’nin bir rivayetinde şöyle denmektedir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zevcelerinden bir kadınla hayızlı olduğu halde mubaşeret ederdi. Yeter ki, uyluklarının ortasına kadar izarı uzanmış olsun veya dizleri örtülü bulunsun.”
Buhari, Hayz 5; Müslim, Hayz 1, 4, (293, 295); Muvatta, Taharet 95, (1, 58); Ebu Davud Taharet 107, (267, 268, 273); Tirmizi, Taharet 99, (132); Nesai, Hayz 12, 13, (1, 189).

3801 – Zeyd İbnu Eslem radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a sordu: “Ey Allah’ın Resulü! Hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?” Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Üzerine izarını bağlasın, yukarısına istediğinde serbestsin.”
Muvatta, Taharet 93, (1, 57).

3802 – Hz. Mu’âz radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! dedim, hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?” “İzar’ın yukarısı, ancak bundan da sakınsan daha iyi olur!” buyurdular.
Rezin tahric etti. Ebu Davud, Taharet 83, (212, 213).

3803 – İkrime, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın zevcelerinden birinden naklen anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hayızlı hanımlarıyla bir mübaşerette bulunmak dileyince hanımının ferci üzerine bir şey örterdi.”
Ebu Davud, Taharet 107, (272).

3804 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişi, hayızlı karısıyla cinsi münasebette bulunursa (hatasına kefâret olarak) yarım dinar tasadduk etsin.”

3805 – Bir rivayette ise şöyle denmiştir: “Kişi hayızlı hanımına, hayız halinin başlangıcında, kan kırmızı renkte iken temas ederse bir dinar tasadduk etsin. Kanın kesilmeye yüz tutup akıntının sarardığı zaman temas eden, yarım dinar tasadduk etsin.”
Tirmizi der ki: “Bu hadis İbnu Abbas radıyallahu anhüma’dan mevkuf (kendi sözü) olarak da rivayet edilmiştir.”

3806 – Ebu Davud’un bir rivayetinde hayızlı karısına temas eden kimse hakkında Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Bir veya yarım dinar tasadduk etsin” dediği kaydedilmiştir.
Ebu Davud der ki: “Bu rivayet (yani İbnu Abbas’ın “bir veya yarım…” diyerek yaptığı rivayet) sahihtir, (diğer “…yarım dinar…” diyen rivayet bu kadar kavi değildir.)”

3807 – Bir rivayette şöyle denmiştir: “Kişi hanımına kanama halinde temasta bulunmuşsa bir dinar, kanın kesilme halinde temas etmişse yarım dinar tasadduk eder.”
Tirmizi, Taharet 103, (136, 137); Ebu Davud, Taharet 106, (264, 265, 266); Nesai, Taharet 182, (1, 153); İbnu Mace, Taharet 123, (640).

3808 – Hz. Aişe radıyallahu anha “Ben hayızlı iken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın başını yıkardım” demiştir.
Buhari, Hayz 2, İ’tikaf 2, 3, 4, 19, Libas 76; Müslim, Hayz 10, (297); Muvatta, Taharet 102, (1, 60); Ebu Davud, Savm 79, (2467, 2468, 2469); Tirmizi, Savm 80, (804); Nesai, Hayz 20, (1, 193).

3809 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben hayızlı iken kucağıma yaslanır ve Kur’an okurdu.”
Buhari, Hayz 13, Tevhid 52; Ebu Davud, Taharet 103, (260); Nesai, Hayz 16, (1, 191).

3810 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bir gün bana kendisi mescidde iken “Humre’yi bana getiriver!” buyurdular.
“Hayızlıyım” diye cevap verdim.
“Senin hayızın elinde değil ki!’ dediler.
Müslim, Hayz 11, (298); Ebu Davud, Taharet 104, (261); Tirmizi, Taharet 101, (134); Nesai, Hayz 18, (1, 192).

3811 – Hz. Meymune radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizden biri hayızlı olduğu halde onun kucağına başını koyar, Kur’an okurdu. Bizden birimiz hayızlı iken Resûlullah’ın humrasını mescide taşır ve yayardı.”
Nesai, Hayz 19, (1, 192).

3812 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma’dan rivayete göre, “cariyeleri hayızlı oldukları halde ayaklarını yıkarlar, humrasını kendisine verirlerdi.”
Muvatta, Taharet 88, (1, 52).

3813 – Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: “Ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte kadife bir örtünün altında yatıyordum. Ay halimin başladığını farkettim. Hemen örtünün altından kayıp hayız elbisemi bulup giyindim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Hayız mı oldun?” buyurdular. “Evet!” dedim. Beni yanına çağırdı. Örtünün altında beraber yattık.”
Buhari, Hayz 4, 21, 22, Savm 24; Müslim, Hayz 5, 296; Nesai, Taharet 179, (1, 149, 150)

3814 – Umâre İbnu Gurâb’ın anlattığına göre, bir halası kendisine Hz. Aişe radıyallahu anha’dan şöyle sorduğunu anlatmıştır: “Birimiz hayız olduğumuz zaman kocamızla ayrı yatmamız mümkün değil, tek yatağımız var.”
Hz. Aişe şu cevabı vermiştir: “Ben sana Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yaptığını anlatayım: “Bir gece eve girdi. Ben o sırada ay hali görüyordum. Mescidine geçti. -Ebu Davud der ki: “Bundan maksad evindeki namazgâhıdır.- Orada namaz kıldı, fakat bir türlü ayrılmadı. Derken benim gözlerim kapanmış, soğuk da onu üşütmüş. Gelip “Bana yaklaş!” dedi. Ben de: “Hayızlıyım!” dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Öyle de olsa! Uyluklarını aç!” dedi. Uyluklarımı açtım. Göğüs ve yanağını uyluklarımın üzerine koydu. Ben de üzerine eğildim. Isınıp uyuyuncaya kadar böyle durduk.”
Ebu Davud, Taharet 107, (270).

3815 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ben hayızlı iken su içer, sonra kabı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a verirdim. O da ağzını, ağzımın değdiği yere koyardı.”

3816 – Ebu Davud ve Nesai’de de şu rivayet gelmiştir: “Ben ay halinde iken etli kemiği dişleyerek yer, sonra da Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a uzatırdım. O da ağzını, tam ağzımı koymuş bulunduğum yere koyarak yerdi.”

3817 – Nesai’nin bir diğer rivayeti şöyle: “Şureyh İbnu Hani, Hz. Aişe radıyallahu anha’ya: “Bir kadın hayızlı iken kocası ile birlikte yemek yer mi?” diye sordu. Hz. Aişe “Evet dedi, benim kanamam varken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm beni çağırırdı, ben de onunla birlikte yerdim. Bu sırada etli kemiği alır, bana uzatır, önce benim başlamam için bana yemin verirdi. Ben de onu alır ve bir miktar dişler sonra Resûlullah’a uzatırdım. O da ağzını, kemikte tam benim ağzımı koyduğum yere koyarak yemeye başlardı. İçecek bir şey istediği olur, getirince ondan önce benim içmem için bana yemin verirdi, bunun üzerine ben de kabı alır bir miktar içer, sonra bırakırdım. Bu sefer onu Aleyhissalatu vesselam alır, kabın tam benim ağzımı koyduğum yerine ağzını koyarak içerdi.”
Müslim, Hayz 14, (300); Ebu Davud, Taharet 103, (259); Nesai, Taharet 177, (1, 148).

3818 – Abdullah İbnu Sa’d el-Ensari radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a hayızlı kadınlarla beraber yemek hususunda sordum. “Onunla beraber yiyin!” buyurdular.
Tirmizi, Taharet 100, (133).

3819 – Hz. Aişe radıyallahu anha’nın anlattığına göre, bir kadın kendisine: “Temizlendiğimiz zaman kıldığımız mutad namaz bize yeter mi hayızlı iken kılamadıklarımızın kazası gerekir mi?” diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir:
“Sen Harûriyye (Hârici) misin? Biz Resûlullah aleyhissalatu vesselam’la beraberken ay hali gördüğümüzde, tutamadığımız oruçları kaza etmemizi söylerdi, fakat namazların kazasını söylemezdi.”
Buhari, Hayız 20; Müslim, Hayız 67, (335); Ebu Davud, Taharet 105, (262, 263); Tirmizi, Taharet 97, (130); Savm 68, (787); Nesai, Hayz 17, (1, 191, 192), Savm 64, (4, 191).

3820 – İsmi Müssetü’l-Ezdiyye olan Ümmü Büsse anlatıyor: “Hac yapmıştım. Hac sırasında Ümmü Seleme radıyallahu anha’ya uğradım. Kendisine, “Ey mü’minlerin annesi, Semüre İbnu Cündüb radıyallahu anh, kadınlara, hayız sırasında kılınmayan namazların kazasını emrediyor ne dersiniz?” diye sordum, şu cevabı verdi: “Hayır, kaza etmezler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın kadınlarından biri, nifas sebebiyle kırk gece namaz kılmadan dururdu da, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm nifas namazını kaza etmesini emretmezdi.”
Ebu Davud, Taharet 121, (312).

3821 – Hz. Aişe radıyallahu anha, kanama gören hamile kadın hakkında şunu söylemiştir: “Böyle bir kadın namazı bırakır.”
Muvatta, Taharet 100, (1, 60). İmam Malik bu rivayeti belağ (senetsiz) olarak kaydetmiştir.

3822 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma: “Ne hayızlı kadın ne de cünüp kimse Kur’an’dan hiçbir şey okuyamaz” buyurdu.
Tirmizi, Taharet 98, (131).

3823 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Ümmü Habibe bintu Cahş radıyallahu anha tam yedi yıl boyu istihaze kanı gördü. Ne yapacağı hususunda Resûlullah’a sordu. Aleyhissalatu vesselam yıkanmasını emretti ve “Bu damar kanıdır” dedi. Ümmü Habibe her namazda yıkanırdı.”

3824 – Müslim’in bir rivayeti şöyledir: “Ümmü Habibe radıyallahu anha -ki Abdurrahman İbnu Avf’ın nikahı altında idi- Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a kanamasından şikayet etti. Ona şu tavsiyede bulundu: “Hayız müddetin normalde ne kadar devam ediyor ve seni bekletiyor idiyse o müddetçe bekle, sonra yıkan!” Ümmü Habibe her namazda yıkanırdı.”

3825 – Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “Hz. Aişe dedi ki: “Ümmü Habibe, kız kardeşi Zeyneb Bintu Cahş’ın hücresinde bir leğenin içinde yıkanırdı. Kanın kızıllığı (bazan) suya galebe çalardı.”

3826 – Nesai’nin rivayeti şöyledir: “Ümmü Habibe müstehaze idi (devamlı kanaması olurdu), hiç temiz olmazdı. Durumu Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a söylenmişti. Şöyle buyurdular: “Bu, hayız değildir, rahimin bir rahatsızlığıdır. Normal zamanda hayız kanının geldiği kirlilik müddetine baksın. Her ay o müddet boyunca namazını terketsin. Sonra bu müddet çıkınca her namaz vaktinde yıkansın.”

3827 – Nesai’nin bir diğer rivayeti şöyle: “Ümmü Habibe radıyallahu anha’ya Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Her ayda hayız olup kirli bulunduğu kadar namazı terketmesini, sonra yıkanıp namazını kılmasını emretti. O, her namaz vaktinde yıkanırdı.”
Buhari, Hayz 26; Müslim, Hayz 64, 66, (334); Ebu Davud, Taharet 111, (288 – 291); Tirmizi, Taharet 96, (129); Nesai, Hayz 2, 3, 4, (1, 181, 182).

3828 – Hamne Bintu Cahş radıyallahu anha anlatıyor: “Ben, kızkardeşim Zeyneb Bintu Cahş radıyallahu anha’nın yanındaydım, istihaze kanamam vardı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben çok şiddetli şekilde istihaze kanamasına maruzum, bu hususta ne tavsiye edersiniz? Bu hal benim namaz ve orucuma mani oluyor?” dedim. Bana:
“Sana pamuğu vasfeyliyeyim: O, kanı gidericidir (fercine pamuk koy)” buyurdular. Ben:
“Ama akıntı pamuğun mani olacağı miktardan çok fazla!” dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Öyleyse bez kullan!” buyurdular. Ben:
“Akıntı bezin durduracağı miktardan da fazla! Şarıl şarıl akıyor” dedim. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam dedi ki:
“Sana iki şey söyleyeceğim, hangisini yaparsan, diğerinin de yerine geçer. İkisini de yapabilecek durumdaysan birini seçmek sana ait, dilediğini seç! Bu kanama, şeytanın tekmelerinden bir tekmesi yani zarar vermesidir. Sen kendini Allah’ın ilminde altı yedi gün hayızlı bil (orucu ve namazı terket). Sonra yıkan ve kendini hayızdan temizlenmiş bil ve yirmiüç veya yirmidört gece ve gündüz namaz kıl, (bu esnada farz veya nafile) oruç tut. Bu, sana yeterlidir. Kadınların her ay hayız görmeleri, hayızlı ve temizlik günlerinin olması gibi, bu şekilde senin de hayız ve temizlik günlerin olacak. (Bu, sana söyleyeceğim iki şeyden birincisidir. İkinci hususa gelince, o da şudur): Eğer öğleyi te’hir ve ikindiyi de ta’cil edip, ikisi için gusletmeye gücün yeterse öğle ile ikindiyi birleştir. Keza akşamı geciktirip yatsıyı tacil etmek, sonra da gusletmek suretiyle de bu iki namazı birleştir. Sabah için de ayrıca guslet. Bu şekle gücün yeterse orucunu da böylece tutarsın.”
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, (birini seçmede beni muhayyer bıraktığı bu iki tarzı zikrettikten sonra ilaveten dedi ki: “Bu, (ikincisi, zikrettiğim) tarzın, benim daha çok hoşuma gidenidir.”
Ravilerden biri dedi ki: “Hamne radıyallahu anha dedi ki: “Bu, iki tarzdan benim daha çok hoşuma gidenidir. Ravi böylece, bu sözün Resûlullah’a ait olmayıp Hamne’ye ait olduğunu ifade etmiş oldu.”
Ebu Davud, Taharet 1100, (287); Tirmizi, Taharet 95, (125).

3829 – Esma Bintu Umeys radıyallahu anha anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedim. Fatıma Bintu Ebi Hubeyş, şu şu kadar zamandan beri kanama geçiriyor, namazı bıraktı!” (Bu sözün üzerine Aleyhissalatu vesselam):
“Sübhanallah! Hiç namaz bırakılır mı? Bu şeytandan bir oyun. Kapılmamalıydı. Söyleyin ona, bir leğene su koyup içine otursun. Eğer suyun üstünde (kanamadan hâsıl olan) bir sarılık görürse, öğle ve ikindi için tek bir gusül yapsın; akşam ve yatsı için de tek bir gusül yapsın. Sabah için de ayrı bir gusül yapsın. Bu arada kılacağı namazlar için abdest alsın” buyurdular. İbnu Abbas radıyallahu anhüma der ki: “Her namaz için gusletmek, kadıncağıza zor gelmeye başlayınca iki namazın arasını birleştirmeyi emretmişti.”
Ebu Davud, Taharet 116, (296).

3830 – Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında bir kadının kanaması vardı. Ümmü Seleme radıyallahu anha, onun adına, hükmü, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan soruverdi. Resûlullah:
“İstihaze kanı başlamazdan önce, bir ay içerisinde, kaç gün ve gece hayız kanı gelmekte olduğuna baksın, her ay o kadar müddette namazı terketsin. Bu zaman çıkınca hemen yıkansın ve (fercine pamuk koyup) bir bezle sargı yaparak namazını kılsın.”
Muvatta, Taharet 105, (1, 62); Ebu Davud, Taharet 108, (274-278); Nesai, Hayz (1, 182).

3831 – Sümeyy Mevla İbnu Ebi Bekr İbni Abdirrahman anlatıyor: “Ka’kâ ve Zeyd İbnu Eslem, beni, Sa’id İbnu Müseyyeb rahimehullah’a gönderip müstehazenin nasıl yıkanacağını sordular. Said şöyle açıkladı: “Müstehaze, öğleden öğleye yıkanır ve her namaz için abdest alır. Şayet kan galebe çalacak olursa bir bezle sargı yapar.”
Ebu Davud, Taharet 114, (301).
Ebu Davud der ki: “İbnu Ömer ve Enes radıyallahu anhüm’den de bu şekilde (yani “Öğleden öğleye yıkanır” diye) rivayet edildi. Bu, aynı zamanda Salim İbnu Abdillah, Hasan Basri ve Ata rahimehumullah’ın görüşüdür.”
İmam Malik dedi ki: “Zannım o ki, İbnu Müseyyeb’in hadisi “temizlik vaktinden temizlik vaktine” olacaktı; “öğle vaktinden öğle vaktine” şeklinde gelmiştir. Herhalde buna bir vehim karışmış.”
Bu hadisi el-Misver İbnu Abdilmelik de rivayet etmiştir. Onun rivayetinde da ” temizlik vaktinden temizlik vaktine” şeklinde gelmiştir. Şu halde raviler bunu “öğleden öğleye” diye çevirmiş olmalı. Derim ki: “Kadi İyaz’ın zikrine göre …… noktalı rivayet sahihtir. Doğruyu Allah bilir.”

3832 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Müstehaze, hayız müddeti sona erince her gün yıkanır. Üzerine tereyağı veya zeytinyağı sürülmüş bir yün kullanır.”
Ebu Davud, Taharet 115, (302).

3833 – Abdullah İbnu Süfyan rahimehullah anlatıyor: “Bir kadın, İbnu Ömer radıyallahu anhüma’ya şöyle sordu: “Kâbe’yi ziyaret maksadıyla gelmiştim. Tam Mescid-i Haram’ın kapısına geldiğim sırada kanamam başladı ve derhal geri dönüp, kanama duruncaya kadar bekledim. Sonra yıkandım. Tekrar tavaf için geldiğimde, kapının yanında yine kan geldi. Aynı şekilde geri döndüm, size geldim “Abdullah şu cevabı verdi: “Bu şeytandan gelen bir zarardır. Bu durumda yıkan. Pamuk tıkayarak bir bez bağla, sonra da tavafını yap!”
Muvatta, Hacc 124, (1, 371).

3834 – İkrime rahimehullah anlatıyor: “Ümmü Habibe radıyallahu anha müstehaze idi. Kocası ona temasta bulunurdu. Aynı hal Hamne Bintu Cahş radıyallahu anha için de mevzubahis idi.”
Ebu Davud, Taharet 120, (309).

3835 – Ümmü Atiyye radıyallahu anha anlatıyor: “Hayız müddetimiz dolup temizlik dönemi başladıktan sonra görülen bulanık ve sarı akıntıyı ciddiye almazdık.”
Ebu Davud, Taharet 119, (307, 308); Nesai, Hayz, 7, (1, 186, 187).

3836 – Mercane Mevla Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Kadınlar Hz. Aişe radıyallahu anha’ya içerisinde pamuk bulunan bez (veya kap) gönderirlerdi. Bu pamuklar hayız kanıyla sarı lekeler taşırdı. Bu safhada namaz kılınıp kılınmayacağını sorarlardı.
Hz. Aişe radıyallahu anha: “Beyaz akıntıyı görünceye kadar acele etmeyin!” diye cevap verirdi. Beyaz akıntıdan temizliği kastederdi.”
Muvatta, Taharet 97, (1, 59). Buhari, bunu bab başlığında senetsiz olarak kaydetmiştir. (Hayz 19).

3837 – Zeyd İbnu Sabit’in kızından nakledildiğine göre, kulağına, bir kısım kadınların gece yarısı, temizliklerini kontrol için, lamba getirtir oldukları haberi ulaşır. O, bu davranıştan dolayı kadınları ayıplar ve: “Sahabe kadınları böyle yapmazlardı!” der.
Muvatta, Taharet 98, (1, 59). Bunu Buhari bab başlığı olarak (senetsiz) kaydetmiştir. (Hayz 19).

3838 – Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devrinde, nifas olan kadınlar nifaslarından sonra kırk gün kırk gece otururlardı. Biz yüzlerimize vers -yani kelef- olarak sürerdik.”
Ebu Davud, Taharet 121, (311); Tirmizi, Taharet 105, (139).

4669 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Mü’minlerden birinin üç çocuğu ölür ve ona da ateş değerse, bu çok hafif bir alev yalamasıdır.”
Buhari, Cenaiz 6, Eyman 9; Müslim, Birr 150-154, (2632-2635); Muvatta, Cenaiz 38, (1, 235);Tirmizi, Cenaiz 64, (1060); Nesai, Cenaiz 25, (4, 25).

4670 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ümmetimden kimin iki öncüsü varsa, onlarla birlikte cennete girer!”
Hz. Aişe radıyallahu anha sordu: “Bir öncüsü olan?”
“Bir öncüsü olan da, ey hayırda muvaffak olan!” buyurdular. Hz. Aişe tekrar sordu: “Ümmetinden hiç öncü göndermeyen?”
“Ben, ümmetimin öncüsüyüm, şefaatimle onları cennete ben sevk edeceğim. Hatta ben bütün öncülerin en büyüğüyüm. Çünkü ücret, çekilen meşakkate göre büyür. Benimki gibisine de hedef olmayacaklar. Onların beni önden göndermekten daha büyük bir kayıpları, daha acılı bir musibetleri yoktur ve olmayacak da. Zira vahiy kesilmiş oldu.”
Tirmizi, Cenaiz 64, (1062).

4671 – Ubade İbnu’s-Samit radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz!”
Hz. Aişe radıyallahu anha: “Biz ölmekten hoşlanmayız” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
“Kasdımız bu değil. Lâkin mü’mine ölüm gelince, Allah’ın rızası ve ikramıyla müjdelenir. Ona, önünde (ölümden sonra kendisini bekleyen) şeyden daha sevgili birşey yoktur. Böylece O, Allah’a kavuşmayı sever, Allah da ona kavuşmayı sever. Kâfir ise, ölüm kendisine gelince Allah’ın azabı ve cezasıyla müjdelenir. Bu sebeple ona önünde (kendini bekleyenlerden) daha menfur bir şey yoktur. Bu sebeple Allah’a kavuşmaktan hoşlanmaz, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.”
Buhari, Rikak 41; Müslim, Zikr 14, (2683); Tirmizi, Cenaiz 67, (1066); Nesai, Cenaiz 10, (4, 10).

5739 – Bera İbnu’l-Âzib radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh, evinde babama uğradı. Ondan bir semer satın aldı. (Babam) Azib’e:
“Benimle oğlunu gönder, onu evime kadar götürüversin!” dedi. Babam bana:
“Hay onu götürüver!” dedi. Ben de götürüverdim. Babam onunla beraber çıktı, bedelini alacaktı. Babam, Ebu Bekr’e:
“Ey Ebu Bekr! Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’la hicret ettiğin gece ne yaptınız?” diye sordu.
“Evet, o gece yürüdük. Ertesi günü de öğle vaktine kadar yürüdük. Yolumuz tenha idi, hiç kimseye rastlamadık. Önümüze uzun bir kaya çıktı. Kayanın henüz güneşin değmediği bir gölgesi vardı. Yanına konakladık. Ben kayanın yanına geldim. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın duldasında uyuması için eIimle bir yeri düzledim. Sonra oraya bir post yayıp:
“Ey Allah’ın Resülü! Siz biraz istirahat buyurup şurada uyuyun, ben etrafınızı gözetlerim!” dedim. Derken yatıp uyudu, ben de çıkıp etrafını gözetlemeye başladım. Kayaya doğru sürüsüyle gelmekte olan bir çobanla karşılaştım. O da bizim gibi gölgeye sığınmak istiyordu.
“Sen kimlerdensin ey delikanlı?” diye sordum. Medine veya Mekke’den bir adama aitti. Ben tekrar:
“Koyununda süt var mı?” dedim.
“Evet!” dedi.
“Sağar mısın?” dedim.
Tabii dedi ve sağmak üzere bir koyun yakaladı.

5740 – Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh anlatıyor: “Biz mağarada iken müşriklerin ayaklarını görüyordum. Onlar bu sırada başlarımızın üstünde idiler.
“Ey Allah’ın Resûlü dedim, onlar ayaklarının aşağısına bir bakacak olsa bizi mutlaka görürler!” dedim. Bunun üzerine:
“Ey Ebu Bekr!” buyurdular, “Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?”
Buhârî, Fezâilu’l-Ashâb 2, Menâkıb 45, Tefsîr, Berâet 1; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 1, (2381); Tirmizî, Tefsîr, Tevbe, (3095).

5741 – Abdullah lbnu Sa’dî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına bir heyet olarak geldik. Ben:
“Ey Allah’ın Resülü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğini zanneden bir kavim bıraktım” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Küffârla kıtal edildiği müddetçe, hicret sona ermeyecektir” buyurdu.”
Neâî, Bey’at 15, (7, 146).

5742 – Ya’la İbnu Ümeyye anlatıyor: “Fetih günü babam Ümeyye’yi getirip: “Ey Allah’ın Resûlü! Babamla hicret şartı üzere bey’at yap!” dedim. Ama O:
“Onunla cihad etme şartı üzerine bey’at yaparım, artık hicret sona ermiştir” cevabını verdi.
Nesâî, Bey’at 15, (7,145).

5743 – Sehl İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Sahabîler lslâmi takvimin başlangıcını tesbit ederken ne Resulullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bi’set zamanına, ne de vefat zamanına itibar etmediler. Fakat Medine’ye gelişine itibar ettiler.”
Buhari, Menakıbu’l-Ensar 48).

5744 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Hediyeleşin, zira hediye, kalpteki kuşkuları giderir. Komşu kadın, komşusu kadından gelen hediyeyi hakir görmesin, bir koyun paçası olsa bile.”
Tirmizî, Vela ve’l-Hibe 6, (2131).

5745 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hediyeyi kabul eder, ona karşılıkta bulunurdu.”
Buhari, Hibe 11; Ebu Dâvud, Buyû’ 87, (3536); Tirmizî, Birr 34, (1954).

5746 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bana bir koyunun inciğe kadar ayağı hediye edilse kabul ederim, böyle bir yemeği yemeye çağırılsam icabet ederim.
Tirmizi, Ahkâm 10, (1338).

5747 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Kisra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a bazı şeyler hediye etti, Aleyhissalâtu vesselâm ondan bu hediyeleri kabul etti. Diğer krallar da ona hediyede bulundular, o da onlardan bunu kabul etti.”
Tirmizî, Siyer 23, (1576).

5748 – İyâz İbnu Himâr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir hediyede bulunmuştum. Bana: “Müslüman mı oldun?” diye sordu.
“Hayır! dedim.
“Ben müşriklerin hediyesini almaktan menolundum!” buyurdular ve hediyemi almadılar.”
Ebu Dâvud, Harâc 35, (3057); Tirmizî, Siyer 24, (1577).

5749 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir bedevî Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a genç bir deve hediye etti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ona mukabil altı genç deve verdi. Bedevî, memnun kalmadı. Bu hal, Aleyhissalâtu vesselâm’a ulaştı. Allah’a hamd ü senadan sonra:
“Falan kimse bana bir deve hediye etti. Ben ona mukabil altı deve verdim. Buna rağmen memnun olmamış. Allah’a yemin olsun, (Şu günden sonra muhacirler), Kureyşliler, Ensârîler, Sakîtliler veya Devsliler dışında kimseden hediye almamaya azmettim” buyurdular.
Tirmizî, Menâkıb, (3940, 3941); Ebu Dâvud, Buyü’ 82, (3537); Nesâi, Umrâ 5, (6, 280).

5750 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim bir kimse için şefaatçi olur, o da bu şefaatine karşı bir hediyede bulunursa hediyeyi kabul ettiği takdirde, riba kapılarından büyük bir kapıya girmiş olur.”
Ebu Dâvud, Büyü’ 84, (3541).

5751 – Ubade İbnu’s-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: “Ben ehl-i Suffa’dan bir kısım insanlara yazı ve Kur’ân’ı öğretmiştim. Onlardan bir adam bana bir yay hediye etti. Ben de: “Bu yay benim için büyük bir mal değil, onunla Allah yolunda atış yaparım, gidip Resûlullah Aleyhissalâtu vesselâm’a soracağım” dedim. Gidip sordum:
“Ey Allah ‘ın Resûlü! dedim. Kendilerine yazı ve Kur’ân öğrettiğim kimselerden biri bana bir yay hediye etti. Bu benim için bir mal da değil. Ben onunla Allah yolunda atış yaparım!” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm bana:
“Eğer ateşten bir takı takınmayı seversen kabul et!” diye cevap verdi.
Ebu Dâvud, Büyü’ 37, (3417).

5752 – İbnu Abbâs ve İbnu Ömer radıyallahu anhüm anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bir kimse bir atiyyede bulunur veya bir hibede bulunursa, sonradan atiyye ve hibesinden rücü etmesi ona helal olmaz, sadece baba çocuğuna yaptığı bağıştan dönebilir.”

5753 – Bir rivayette: “Atiyye veya hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek, gibidir” denmiştir.
Ebu Dâvud, Büyü’ 83, (3539); Tirmizî, Büyü’ 52, (1299); Nesâî, Hibe 2, (6, 265); İbnu Mâce, Hibe 2, (2377).

5754 – Yine İbnu Abbas radıyallahu anhüma’dan merfu olarak şu hadis kaydedilmiştir: “Kusmuğuna rücü eden köpek gibi hibesinden dönen kimsenin kötü örneği bize yakışmaz.”
Buhârî, Hibe 14, 30, Hiyel 14; Müslim, Hibât 5, (1622); Ebu Dâvud, Büyü’ 83, (3538); Tirmizî, Büyü’ 62, (1298); Nesâi, Hibe 2, (6, 265).

5755 – Nu’mân İbnu Beşîr radıyallahu anhümâ’nın anlattığına göre, “babası onu (Nu’man’ı) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a getirmiş ve: “Ey Allah’ın Resülü! Ben bu oğluma bir köle bağışladım! (Sen bu bağışıma şahid ol!” demiştir. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Her çocuğuna böyle bir bağışta bulundun mu?” diye sormuş, babası “hayır!” deyince: “Öyleyse bağışından dön!” emretmiştir.
Buhâri, Hibe 2, 11, Şehâdât 9; Müslim, Hibât 9, (1623); Muvatta, Akdiye 39, (2, 751); Ebu Davud, Büyü’ 85, (3542, 3543, 3544, 3545); Tirmizî, Ahkâm 30, (1367); Nesâî, Nahl 1, (6, 558-261).

5756 – İbnu Amr İbni’l-As anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Mekke’yi fethettigi zaman şu hitabede bulundu:
“Bilesiniz! Kocasının izni olmadan bir kadının (kocasının malından) bağışta bulunması caiz değildir.”

5757 – Bir başka rivayette de şöyle gelmiştir: “Kocasının nikahında olduğu müddetçe, bir kadına malından hibede bulunması câiz degildir.”
Ebu Dâvud, Büyu’ 86, (3546, 3547).

6124 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Biz büyük bir su birikintisine rastladık, içerisinde eşek ölüsü vardı. Bu leş sebebiyle o sudan kullanmaktan kaçındık. Nihayet Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize uğradı. Halimize muttali olunca: “Şurası muhakkak ki, suyu hiçbir şey kirletmez” buyurdular. Biz de oradan su aldık hayvanlara içirdik ve kaplarımıza su aldık.”

6125 – Ebu Ümâme el-Bâhili radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki suyu hiçbir şey kirletmez, yeter ki pis madde kokusuna, tadına ve rengine galebe çalmasın.”

6143 – Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: “Ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’la birlikte yorganın altında idim. Kadınların maruz kaldığı hayız kanını o sırada gördüm. Derhal örtünün altından sıvışıverdim. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Hayız mı oldun?” dedi. “Ben, kadınların gördüğü hayız kanını gördüm” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bu, Allah Teâlâ Hazretlerinin, Hz. Âdem’in kızlarına yazdığı bir kaderdir” buyurdular.
Ümmü Seleme sözlerine şöyle devam eder: “Ben yataktan sıvışıp, (yapılması gerekenleri yaparak) kendime çekidüzen vererek geri döndüm. Resûlullah aleyhissalâtu vesselam bana: “Gel benimle birlikte yatağa gir!” dedi. Ben de yanına girdim.”

6144 – Muâviye İbnu Ebi Süfyan râdıyallahu anh anlatıyor: “Ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın zevce-i muhteremleri olan Ümmü Habibe radıyallahu anhâ’ya: “Hayız olduğunuz zaman Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’la münasebetiniz nasıl olurdu?” diye sordum. Şu cevabı verdi: “Birimiz hayız görmeye başlar başlamaz derhal uyluklarının yarısına kadar uzanan izarını bağlar, sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’la beraber yatardı.”

6146 – Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu mescidin avlusuna girerek, yüksek sesle: “Şurası muhakkak ki, mescid, ne cünüb ne de hayızlıya helal değildir” buyurdular.

6147 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, temizlikten sonra hayız şüphesi veren akıntı gören kadın hakkında: “O bir damar veya damarlardan gelen istihaze kanıdır, hayız kanı değildir” buyurdular.
Muhammed İbnu Yahya dedi ki: “Temizlikten sonra” tabiriyle “(hayız devri bitip) yıkandıktan sonra” demek istemiştir.

6148 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm nifaslı kadınlar için kırk gün temizlenme müddeti belirledi. Ancak, daha önce temizlendiğini görenleri hariç tuttu.”

6149 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yanıma girmişti, yanımdaki cariyem hemen gizlendi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Cariye adet gördü mü?” diye sordular. “Evet!” deyince, Resûlullah, sarığından bir parça bez kopararak cariyeye: “Başını bununla ört!” buyurdular.

6150 – Muâze radıyallahu anhâ anlatıyor: “Bir kadın Hz. Aişe radıyallahu anhâ’ya: “Hayızlı kadın kınalanır mı?” diye sormuştu. “Biz, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın sağlığında kınalanırdık” diye cevap verdi.

6689 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ömrânın mal sahibinin menfaatine bir yönü yoktur. Kim bir malı ömrâ kılarsa artık o mal, ömrâ kılana aittir.”

6690 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.”

6691 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişi, karşılığı verilmediği müddetçe hibesini geri alma hakkına sahiptir.”

6692 – Ka’b İbnu Mâlik’in anlattığına göre: “Hanımı, kendine ait bir zinet eşyasını Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a götürüp: “Ben bunu tasadduk ediyorum” demiştir. Aleyhissalâtu vesselâm kendisine: “Kadının kendi malından (da olsa) bağışı kocasının izni olmadan caiz değildir. Acaba sen Ka’b’den izin aldın mı?” demiştir. Hanım “Evet!” deyince, hanımın kocası Ka’b İbnu Mâlik’e (bir adam göndererek): “Sen Hayre’ye zinetini tasadduk etmesine izin verdin mi?” diye sordurmuş, Ka’b: “Evet!” deyince Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kadının hibesini kabul buyurmuştur.”

7232 – Hz. Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resülü! Bana dini öğret ve fakat çok özlü olsun!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Namazına kalktığın vakit dünyaya veda edenin namazı gibi namaz kıl. Sonradan pişman olup özür dileyeceğin söz söyleme. İnsanların elinde bulunan dünyalık şeylerden ümidini kesmeye azmet!” buyurdular.

7233 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Bir meclise oturup hikmetli söz dinleyip, sonra bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan bir kimsenin misali, bir çobana gelip: “Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!” deyince, çobandan: “Git en iyisinin kulağından tut al” iznine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir.”
Ebu’l-Hasen İbnu Seleme de bu hadisin bir mislini rivayet etmiş, ancak rivayetinde şu farklılığa yer vermiştir: “Sürünün en iyi koyununun kulağını tut.”

7237 – Hz. Enes ve İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki:
“Her dinin (kendine has temel) bir huyu vardır. İslâm’ın bu huyu, hayâdır.”

7238 – Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Hayâ imandandır. İman sahibi ise cennettedir. Hayasızlık (ve bundan kaynaklanan kabalıklar, çirkin ve kırıcı sözler) cefa (eziyet, zulüm, haksızlık)’dan bir parçadır. Cefa eden de cehennemdedir.”

7239 – Ebu Sa’îdi’I-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında oturuyor idik. Bir ara: “Size Abdulkays kabilesinin gönderdiği heyet geldi” buyurdular. Hâlbuki içimizden hiç kimse (henüz heyetin geldiğini) görmemişti. Hakikaten geldiler ve konakladılar. Sonra Aleyhissalâtu vesselam’ın huzuruna geldiler. Onlardan Eşecc el-Asarî adında biri konaklama yerinde kaldı, o sonradan geldi. Çünkü o, bir konağa indi, devesini ıhtırdı. Yolculuk elbisesini bir kenara bıraktı. Sonra taze elbise giyip, öyle Aleyhissalâtu vesselam’ın huzuruna çıktı. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm da ona: “Ey Eşecc! Sende aziz ve celil olan Allah’ın sevdiği iki haslet vardır: Hilm (acele etmemek) ve teenni ile hareket etmek” buyurdular. Eşecc: “Ey Allah’ın Resülü! Bu hasletler, cibilliyetimde (fıtratımda doğuştan getirdiğim) bir şey mi, yoksa sonradan (iradı gayretimle) meydana gelen bir şey mi?” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Hayır! Yaratılışında bulunan bir şeydi buyurdular.”

7240 – İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Eşecc el-Asarî’ye: “Muhakkak ki sende Allah’ın sevdiği iki haslet var: Hilm (acele etmemek) ve hayâ” buyurdular.

7241 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah indinde kişinin yuttuğu en sevaplı yudum, Allah’ın rızasını düşünerek kendini tutup, yuttuğu öfke yudumudur.”

0 Yorum

Düşünceleriniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

©2021 MAGGOG MEDYA | Tüm hakları DMCA tarafından korunmaktadır.

İLETİŞİM

Şikayet, öneri, teklif ve sorularınızı buradan iletebilirsiniz.

Sending
veya

Log in with your credentials

veya    

Bilgilerinizi unuttunuz mu?

veya

Create Account