“Andolsun, biz Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. Böylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk.” (Ankebut, 29/14-15)

Nuh Peygamber’in (as) çok yaşamasının sırrı ne olabilir?

Din bilimle ters düşmez. Çünkü bilimin gerçekçi olarak ifade ettiği konularda dinle tamamen ittifak etmektedir. Bu bakımdan dinimiz mutlak doğru olan bilimsel çalışmaları hiç bir zaman reddetmediği gibi aksine kabul etmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de geçen bir çok bilimsel ayetler mevcuttur ve bu gün bilim de bunu teyid etmektedir.

Bilimin her yaptığı çalışma doğru sonuçlar vermeyebilir. Mesela, bu gün bilim tarafından doğru kabul edilen bir olgu yarın reddedilebilir ve ona zıt bir olgu kabul edilebilir. Ancak Kur’an-ı Kerim’de geçen ifadelerin hiç birisinin aksi isbat edilememektedir. Demek ki bilimsel çalışmalarımızda Kur’an-ı Kerim’i kendimize klavuz edinmeliyiz ki doğru neticelere varabilelim. Aksi takdirde Kur’an-ı Kerim’e zıt düşen hiç bir çalışma bilim tarafından geçerlilik kazanamayacaktır.

Dünyada bölgelere, iklimlere ve hayat şartlarına göre ortalama yaş sı­nırı farklıdır. Ancak günümüze kadar insan yaşı üzerinde yapılan araştır­malarla nadiren bir kişinin 140-150 yaş yaşadığı görülebilmiştir. Fiziksel ve zihinsel değişiklikler; atar damarların büklüm büklüm olması, organizma­nın kendine benzer bir canlıyı meydana getirme vasfını kaybetmesi, yaşlı­lığın başlıca belirtileridir ve bu kaçınılmaz bir değişmedir.

Ancak yaşlılığı doğuran tesirler, yaşlanan kişinin eğitimine, tedavisi­ne, inancına ve bakımına bağlı olarak da çok farklıdır. O bakımdan kimi ça­buk yaşlanıp çökmekte, kimi geç yaşlanıp uzun yıllar gücünü koruyabil­mektedir. Ama çok uzun ömürlü dediğimiz kimseler bazı istisnalarla an­cak 90-100 yıl yaşayabilmektedir ki, bunlar binde bir oranında tezahür et­mektedir.

a) Nuh (as) son derece sabırlı ve rahat bir kişiliğe sahipti. Asırların mücadelesi bu büyük peygamberin sabrını pek taşıramamıştır.

b) Ulü’l-azm sayılan beş peygamberden biri olmak hasebiyle Allah’a sonsuz güveni vardı ve Allah’ın hükmünün değişmeyeceğini, plân ve prog­ramının şaşmayacağını çok iyi biliyor ve karşısına çıkan üzücü olayları ta­bii karşılayıp hizmetini aksatmıyordu.

c) O çağda yeryüzünde insan pek az bulunuyordu. Üstelik aşırı bir sapıklık ve azgınlık hüküm sürüyordu. Nüfusun artması için çok yaşamaya gerek vardı. Nitekim tufan belli bölgedeki insanları boğup küfrün ve tuğ­fanın cezası gerçekleşince, diğer bölge ve kıtalarda pek az insan yaşıyor­du. Dünya nüfusunun önemli bir kısmı Mezopotamya ve o kesime yakın yerde yaşıyordu. Gemiye alınanlar ise, boğulup yok edilenlere nisbetle yüzde bir oranında bile değildi. Bu nedenle hayatta kalanları eğitip yetiştir­mek, üremelerini sağlamak için çok tecrübeli bir lidere ihtiyaç vardı; o da ancak Nuh (as) olabilirdi.

d) Bir diğer husus da şudur: Bizim bilmediğimiz ve henüz sırrını çöze­mediğimiz bir tecelli söz konusudur. Her şeyin üstünde hükümran olan Cenâb-ı Hak, Nuh Peygamber’i (as) dokuz asırdan fazla yaşatmayı murad edin­ce, maddî ve manevî sebepleri harekete geçirmiş ve böylece maddî ve ma­nevî gıdaların ilâhî program gereği düzenli şekilde Nuh’a (as) yönelme­si, onun yıpranıp yaşlanmasını, çöküp takatten kesilmesini önlemiştir.

Bütün bunlar bizim yorumlarımızdır. Allah daha iyisini ve daha doğru­sunu bilir.

e) Bu arada, büyük bir hayat ve enerji kaynağı olan Melek Cebrail’in aralıksız Nuh Peygamber’e (as) hayat iksirini sunmasını da düşünmek yerinde olur.

Bildiğiniz gibi her şeyi yaratan Allah’tır. Sebepleri de onun sonuçlarını da yaratan Odur.

Örneğin güneşi yaratan Allah olduğu gibi, onun ışıklarını ve renklerini de yaratan, onun renklerinin çiçeklerde olmasını sağlayan yine Allah’tır. Ayrıca topraktan bu kadar bitkileri de yaratan yine Allah’tır.

Ancak bütün bunları yaratan Allah, aynı zamanda sebepleri de bunlara birer vesile kılmıştır.

Demek ki Cebrail aleyhisselamı ve ondaki güzellikleri yaratan Allah’tır. Ama o güzelliklere Cebrail aleyhisselam vesile kılınmıştır. Dünyadaki ışık, renk ve ısıya güneşin vesile kılınması gibi.

Allah’ın bir çok ikram ve ihsanına mazhar olan Cebrail aleyhisselam, o ikram ve ihsanları, Allah’ın izniyle Peygamberlere de yansıtmaktadır.

f) Her görüş, yorum ve düşüncenin üstünde, ilâhî irâdenin bu yolda sebepleri kolaylaştırıp kudretini izhar etmesiyle Nuh (A.S.)ın çok yaşadığı­nı söylemek ise, en kestirme ve en doğru olanıdır.

g) Nuh aleyhisselamın uzun yaşadığını Kur’an’dan öğreniyoruz. Kur’an’da ilk peygamberlerin ömrüyle ilgili bilgiler yoktur. Ancak başka peygamberlerin de uzun yaşamış olma ihtimali vardır.

Hz. Nuh’un kavminde benzer yaşam süresine sahip kimseler var mıydı?

Bu durum Hz. Nuh (as)’a özel bir mucize de olabilir, başka peygamberlere de verilmiş bir özellik olabilir.

Hz. Nuh (as) devrindeki ya da ondan önceki insanların da onun gibi uzun ömürlü olduklarına dair bilgilere sahip değiliz. Genel olarak eskiden ömürlerin daha uzun olduğuna dair söylemlerin sıhhat derecesi ve güvenilirliği tartışılır. Kitab-ı Mukaddes’in verdiği bilgilere bakılırsa, o devirde insanların hayli uzun ömürlü oldukları anlaşılabilir.

Nitekim güvenilirliği tartışılır olmakla beraber, Kitab-ı Mukaddese göre Hz. Adem (as), 930 yaşında (Tekvin, Bab 5/5), Hz. Şit (as), 912 yaşında vefat etmiştir (Tekvin. Bab.5/8),. Hz. İdris (as) (Hanuk) 365 yaşında gözlerden kaybolmuş / Allah onu katına almıştır.(Tekvin, Bab.5/24). Hz. Nuh (as), 950 yaşında öldü. (Tekvin 9/29).

Buna göre, daha sonraki insanların öncekilere göre daha az ömürlü oldukları görülmektedir. Mesela, Hz. İbrahim (as) 175 yaşında, Hz. İsmail (as) 137 yaşında (Bab, 25/7, 17) öldü.

Burada en önemli konu, sebeplere ve biyolojik özelliklere takılmamaktır. Çünkü sebepleri de o sebeplerin sonuçlarını da yaratan Allah’tır. Allah dilerse insan ömrünü uzun yaratır ve uzun yaşaması için gerekli sebepleri de yaratır. İsterse ömrü kısaltır ve kısa yaşaması için gerekli sebepleri de yaratır. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Nuh tufanı neden oldu? Neden ALLAH, Hz. Nuh (a.s)’ı görevden alıp başka birini koymak yerine tufan yaratmıştır?

Bu tür hayaller, Allah’ı gereği gibi tanımayan insanların kuruntularından ibarettir. Bu ifadelerde, bütün akılları yaratan sonsuz ilim ve hikmet sahibi “Allah’ın yanlış davrandığını” seslendiren bir cinnet, bir cehalet ve bir hamakat söz konusudur.

– Allah, Kur’an- ı Hakim’de Hz. Nuh’u tekrar tekrar övmüş, 950 yıl peygamberlik görevini hakkıyla ifa ettiği belirtmiş, gece-gündüz demeden, açık ve gizli her türlü fırsatı değerlendirip hak ve hakikati anlatmaya çalıştığını bildirmiştir.

Netice itibariyle, bu kadar uzun bir zaman zarfında nesilden nesle gelenlerin -bazı kimseler hariç- kendisine iman etmeyen ve putlara tapmaya devam eden kavminin helak olmasına sebep olan Tufanın geleceği çok önceden haber verilmesine rağmen, bu şefkatli sese kulak vermemiş olan kavminin akıbeti suda boğulmak olmuştur. (Bu hakikatleri daha geniş olarak görmek için -misal olarak- bk. Nuh suresi; Araf, 7/59-64; Yunus, 10/71-73; Hud, 11/25-49)

-Allah’ın gönderdiği 124 bin peygamberden hiçbiri kavminin bütün fertlerinin iman etmelerini sağlayamamıştır.

Sorudaki mantığa göre, bunların hepsini başarısız saymak gerekir. Oysa “peygamberlerin görevi Allah’ın mesajlarını insanlara tebliğ etmekten ibaret olduğu” Kur’an’ın bize bildirdiği bir hakikattir.

Buna göre, bir peygamber Allah’ın mesajlarını insanlara ulaştırmakla görevini yapmış ve başarılı olmuş olur. Hz. Nuh da bu görevini hakkıyla yapmış ve bunda başarılı olmuştur.

Özetle: Peygamberlerin görevi, insanlara hidayet yolunu göstermektir.Hidayete getirmek ise Allah’ın işidir. Hz. Nuh da görevini yapmış ve gerisini Allah’a bırakmıştır.

Hz. Nuh oğlu ile konuşurken gemide değil ise aralarına nasıl dalga giriyor, dalganın Hz. Nuh’u da götürmesi gerekmez mi?

Hz. Nuh’un oğlu eğer gemide olsaydı, bu takdirde su dalgası diye bir şey söz konusu olmazdı. İkisi de aynı gemide olduktan sonra aralarında dalganın girmesi düşünülemez. Demek ki gemide olmadığı kesindir.

– Bu konuşmanın geçtiği zaman, Hz. Nuh’un gemide olup olmadığı konusunda farklı yorumlar vardır.

Bazı alimlere göre, Hz. Nuh daha gemiye binmeden aralarında bu konuşma geçmiştir. Tufanın alameti olan TENNUR’dan suyun fışkırdığını görünce Hz Nuh oğluna “gel iman et ve gemiye bin” dedi. O ise yüksek bir dağa çıkıp kurtulacağını söyledi. Ve bu arada bir su dalgası gelip oğlunu götürdü. O vakitte daha tufan kopmamış olduğundan Hz. Nuh’a bir şey olmamış ve -belki de özel olarak- gönderilen bir dalga oğlunu alıp götürmüştür. (kr. İbn Kesir, Hud:43. ayetin tefsiri)

Diğer bir yoruma göre, ayette yer alan “aralarına / ikisinin arasına dalga girdi” mealindeki ifadede yer alan “ikisi”n den maksat, Hz. Nuh’un oğlu ile onun tırmanmaya çalıştığı dağdır. Yani o dağa tırmanmaya veya bindiği atıyla oraya gitmeye çalışırken, bir dalga gelip onun dağla olan irtibatını kopardı ve dağa ulaşmadan gelen dalgada boğuldu. (krş. Nazmu’d-Durer; ed-Durru’l-Mensur, ilgili ayetin tefsiri)

Diğer bir yoruma göre, Hz. Nuh tam gemiye binerken veya henüz binmişken biraz ötede gördüğü oğluna seslendi ve gemiye binmesini istedi, ancak oğlu bunu reddetti ve bu esnada gelen bir dalga onu alıp götürdü. (krş. Meraği, ilgili ayetin tefsiri) Buna göre, Hz. Nuh oğluyla konuştuğu sırada ya gemiye biniyordu veya yeni binmişti. Her iki durumda da Hz. Nuh gelen dalga karşısında gemiye sığınmıştır.

Hud 44’te gök tut suyunu deniliyor fakat yağmur bulutlardan yağar, Muhammed yağmurun gökten yağdığını sanıp, bulutların ne işe yaradığını bilmiyor muydu?

Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi. (HUD 44)

Türkçe’de “gök” olarak ifade edilen kelimenin Arapça’daki karşılığı SEMAdır.

Sema kelimesi ise, yalnız gök manasında değil, aynı zamanda “yukarıda olan” manasına da gelir. Kuran’ın pek çok ayetinde “yağmurun semadan geldiği” belirtilmesi, hem yukarıdan geldiğini, hem de o günkü insanların basit fikirlerine de bir mümaşat yapmayı, onları okşamayı hedeflemiştir.

Bu hikmete binaen Kur’an’da genellikle “yağmurun semadan geldiği” ifadesi kullanılmış olmakla beraber, yağmurun bulutlardan geldiğini belirten ve böylece yağmurla ilgili kullanılan “sema” kelimesinin hep bulut anlamında olduğuna açıklık getirilmiştir. Misal olarak şu ayeti verebiliriz:

“Bilmez misin ki, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. Allah, gökteki dağlar büyüklüğündeki bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!” (Nur, 24/43)

mealindeki ayette bulutların teşekkülü, şimşeklerin çakması, yağmur ve dolunun yağması modern ilimlerin tasdik ettiği meteorolojik bilgilere vurgu yapılmıştır.

0 Yorum

Düşünceleriniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

İLETİŞİM

Şikayet, öneri, teklif ve sorularınızı buradan iletebilirsiniz.

Sending

©2019 MAGGOG MEDYA | Tüm hakları DMCA tarafından korunmaktadır.

veya

Log in with your credentials

veya    

Bilgilerinizi unuttunuz mu?

veya

Create Account